KUR’AN’DA EKİP ÇALIŞMASI ÖRNEĞİ

KUR’AN’DA EKİP ÇALIŞMASI ÖRNEĞİ

Kur’an-ı Kerime göre hikmet (doğru hüküm, doğru karar); Allah tarafından hazır bir şekilde Kur’an’ın içine koyulmuş yani “vahyedilmiş hikmetler (doğru hükümler)” ve Allah tarafından nasıl bulunacağı gösterilerek “ulaşılan hikmetler (doğru hükümler)” olmak üzere ikiye ayrılır. Bir de; Kur’an’dan olmayan ama bazı insanların Kur’an-ı okuyarak Kur’an’danmış gibi kendi kafalarına göre çıkardığı hükümler vardır ki Kur’an’ı Kerim bunlara ğayy (yanlış kurgu) demektedir.

1. HAZIR OLARAK VAHYEDİLMİŞ HİKMETLER:

İsra Suresi 22 ila 39. Ayetler şöyledir.

لَا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَخْذُولًا

22-“Allah’ın yanında bir başka ilah (tanrı) oluşturma; yoksa yerilmiş ve tek başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.

Bu uyarıdan sonra Allah’ın ilah olarak insanlara verdiği emirler yani hükümler bulunmaktadır.

وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ ۚ إِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلْأَوَّابِينَ غَفُورًا وَآتِ ذَا الْقُرْبَىٰ حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُوا إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ ۖ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلًا مَيْسُورًا وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَاقٍ ۖ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ ۚ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْئًا كَبِيرًا وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا ۖ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ ۗ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِ ۖ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُ ۚ وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ ۖ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ ۚ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا ذَٰلِكَ مِمَّا أَوْحَىٰ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ ۗ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتُلْقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا

23-“Rabbin kararını vermiştir; O’ndan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anaya babaya iyilikte bulunacaksınız. Onlardan biri ya da ikisi yanında ihtiyarlayacak olursa sen onlara “Of!” deme ve ilgisiz davranma, ikisine de saygı dolu sözler söyle.

24-“Onları merhamet kanatlarının altına al. De ki “Rabbim! Küçükken onlar bana nasıl iyilikte bulundularsa sen de onlara o şekilde iyilikte bulun.

25-“Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Siz iyi davranırsanız O da yanlıştan dönenlerinizi bağışlar.

26-“Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.

27-“Saçıp savuranlar şeytanların yoldaşlarıdır. Şeytan, Rabbine karşı çok nankördür.

28-“Rabbinden beklediğin bir ikramın peşinde olduğun için uzak durursan onlara teselli edici sözler söyle.

29-“Ne eli sıkı ol ne de onu büsbütün aç. Yoksa hem dile düşmüş hem de açıkta bırakılmış olarak oturur kalırsın.

30-“Rabbin, doğru tercihte bulunan ve gerekli güce sahip olan için rızkı yayar. O, kullarının içini bilir ve her şeyi görür.

31-“Yoksulluk korkusuyla evladınızı öldürmeyin. Onların rızkını da sizin rızkınızı da biz veririz. Onları öldürmek büyük bir yanlıştır.

32-“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkin bir iş ve kötü bir yoldur.

33-“Allah’ın dokunulmaz kıldığı canı öldürmeyin; haklı sebeple olursa başka. Kim haksız yere öldürülürse onun en yakınına (velisine) yetki vermişizdir. O da katili öldürme işinde aşırıya kaçmasın çünkü o yardım görmüştür.

34-“Güçlü haline ulaşıncaya kadar yetimin malına el sürmeyin; daha iyi bir sebeple olursa başka. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.

35-“Ölçerken tam ölçün ve doğru tartıyla tartın. Böylesi hem hayırlıdır hem de sonu daha güzel olur.

36-“Bilgi sahibi olmadığın bir konuda konuşma. Sende olan dinleme, görme (basiret) ve gönül özellikleri ondan sorumlu tutulmanı gerektirir.

37-“Yeryüzünde şımarık şımarık yürüme. Çünkü ne yeri yarabilirsin ne de dağların boyuna ulaşabilirsin.

38-“İşte bu anlatılanların kötülüğü Rabbin katında çirkin görülmeleridir.

39-“Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetler, doğru hükümlerdir. Allah’ın yanında bir başka ilah oluşturma yoksa alçalmış ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın.

39. Ayetin öncesinde bildirilen emirlere ve yasaklara Allah 39. Ayette “vahyedilen hikmetler” yani doğru hükümler demektedir. Bu ayetlerden Kur’an-ı Kerim’de bazı hikmetlerin Allah tarafından hazır bir şekilde bildirildiğini öğreniyoruz. Doğru anlayıp anlamadığımızı test etmek için sağlamasını yaparsak;

1.1. Kur’an’da Hazır Olarak Vahyedilmiş Hikmet Örneği:

Nisa Suresi 176. Ayet şöyledir.

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ ۚ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا ۗ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

176-“Senden fetva istiyorlar. De ki "Kelâle konusundaki fetvâyı size Allah veriyor." Bir kimse ölür, çocuğu olmaz, tek bir kız kardeşi bulunursa bıraktığı mirasın yarısı ona kalır. Kız kardeş ölür de çocuğu bulunmazsa erkek kardeş onun bütün mirasını alır. Kız kardeşler iki tane ise, mirasın üçte ikisi onlarındır. Mirasçılar; erkek ve kız kardeşler ise erkek, iki kıza eşit pay alır. Yanılırsınız diye açıklamayı size Allah yapıyor. Allah her şeyi bilir.”   

Bu ayette; Kelale yani çocukları ile birlikte annesi veya babası yahut her ikisi olmadan ölen kişinin miras taksimi konusunda ne yapılacağı “vahyedilmiş hikmet (doğru hüküm)” olarak Allah tarafından hazır bir şekilde bildirilmiştir.

2.YÖNTEMLE ULAŞILAN HİKMETLER:

Fussilet Suresi 3. Ayet şöyledir.

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

3-“Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça Kur’anlar (kümeler) halinde açıklanmıştır.

Bu ayete göre; Kur’an’ın ayetleri, Arapça ayet kümeleri halinde ayrıntılı (tafsil) hale getirilmiştir. Peki, ihtiyacımız olan bir konuda bilgi sahibi olmak istersek Arapça kümeler neye göre tespit edilecektir?

Araf Suresi 52. Ayet şöyledir.

وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

52-“Onlara, bir ilme göre açıkladığımız Kitap getirdik. O, inanan ve güvenen bir topluluk için rehber ve bir ikramdır.

Bu ayete göre Kur’an’ı Kerimi oluşturan Arapça ayet kümeleri bir bilgiye (ilim) göre ayrıntılı (tafsil) hale getirilmiştir. Yani Kur'an’da bir konu hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isterseniz o konu hakkındaki ayrıntıları Arapça ayet kümeleri arasında “bir bilgiye” göre aramanız gerekmektedir. Ancak bu bilgiye göre bulunan ayrıntılardan doğru sonuca varılması mümkündür. Peki, bu bilgi nedir?

Hud Suresi 1. Ayet şöyledir.

الر ۚ كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ

1-“ELİF! LÂM! RÂ! Bu öyle bir kitaptır ki âyetleri hem hüküm içeren hem de doğru kararlar veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır.

Ali İmran Suresi 7. Ayet şöyledir.

هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ ۖ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ ۗ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ ۗ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ

7-“Bu Kitab’ı sana indiren O’dur. Âyetlerinin bir kısmı muhkemdir (hüküm içerir); onlar kitab’ın ana ayetleridir. Diğerleri müteşâbih (benzeşik) olanlardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, istedikleri te’vîli (bağlantıyı) kurup istedikleri fitneyi çıkarmak için Kitap’tan, kendi eğrilikleriyle benzeşen şeye uyarlar. Oysa onun tevilini (ayetleri birbiri ile ilişkilendirmeyi) sadece Allah bilir. Bu ilimde sağlam duruş gösterenler de şöyle derler: “Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşâbih ve tevil) Sahibimiz katındandır.” Bu zikre (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler.

Hud Suresi 1. Ayette “kitabın bütün ayetlerinin muhkem (hüküm içerdiği) olduğu” belirtilirken Ali İmran Suresi 7. Ayette “ayetlerinin bir kısmı muhkemdir (hüküm içerir) diğerleri müteşabihtir (benzeşiktir)” diye belirtilmektedir. Demek ki her ayetin muhkem (hüküm içeren) bir yönü olduğu ve her ayette diğer ayetlerle benzerlik kurabileceğimiz müteşabih bir yön bulunmaktadır. Bu benzerliğinde; Fussilet Suresi 3. Ayette “Arapça” dili ile kurulduğu, Arapça kurulan benzerliklerin de bir ilim adamı topluluğuyla tespit edilebileceği bildirilmektedir. Dolayısıyla bu şekilde istenen konularda doğru açıklamalara ulaşılacağından bahsedilmektedir. 

Ali İmran Suresi 7. Ayette geçen “müteşabih” kelimesi “birçok anlama gelebilen” anlamında kullanılmaktadır. Yani “o kadar çok anlama gelir ki sınırı yoktur” derler. Bu sebeple “müteşabih ayetlere” “çok anlamlı ayetler” yani “içerdiği birçok anlamdan hangisinin kastedildiğini yalnız Allah’ın bilebileceği, insanlarında bunu anlayamayacağı ayetler” demişlerdir. Bu çok doğrudur. Bu yüzden biz bir ayeti okuduğumuzda o ayetten birçok anlam çıkarabiliriz. O birçok anlamı tek anlama indirebilmemiz için onun Arapça benzerliği kurulan diğer ayetini bulup bulduğumuz ayetteki muhkem kısımla (hüküm içeren kısımla) ilk okuduğumuz ayetteki anlamı teke düşürebiliriz. Zaten günümüzde “ama ben bu ayeti şöyle anlıyorum” diyenler müteşabihin “çok anlamlılık” tanımını bizzat fiili olarak göstermektedirler. Bugün ve geçmişe baktığımız zaman gruplaşmaların, mezhepleşmelerin vs. temelinde hep bu konu vardır. Birisi bir ayeti ben böyle anladım derken diğeri de onun karşısında durarak ben de şöyle anladım demiştir. Doğru, hepsinin anladıkları o ayetten anlaşılabilir. Ama “Allah’ın gösterdiği yönteme göre Allah ne anlamamızı istiyor?” önemli olan odur. Öyle ki bu konuda nebimiz kesin bir şekilde uyarılmıştır.

Nisa Suresi 105. Ayet şöyledir.

إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ ۚ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا

105-“Gerçekleri içeren bu kitabı sana biz indirdik ki insanlar arasında Allah'ın gösterdiği yöntemle hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma.

Ayete dikkat edileceği üzere hüküm verirken yönteme uyulması farzdır. Bu yönteme uymayanların açık bir şekilde hain oldukları belirtilmektedir. Peki, bu konu neden bu derece önemlidir?

Hud Suresi 2. Ayet şöyledir.

أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ ۚ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ

2-“Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir. Ben de o kitapla sizi uyaran ve müjdeleyen kişiyim.

Kur’an-ı Kerim’in bir ilimle açıklanmasının tek sebebi vardır. O da Allah’tan başkasına kul olmamak içindir. O zaman “La ilahe illallah” diyen yani Allah’tan başkasına kul olmayacağını beyan eden kişilerin en çok dikkat etmeleri gereken konu Kur’an’ın açıklama ilmi[1] olmalıdır. Çünkü namazda her rekatta “iyyake neabudu” “yalnız sana kulluk ederiz” sözünü vermekteyiz. O zaman bu sözün gereği olarak yalnız ona kul olacağımız yolu aramalıyız. O yolu istediğimiz için devamında şunları söyleriz.

Fatiha Suresi 5 ila 7. Ayetler şöyledir.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

5-“Bizi doğru yoluna ilet

6-“Mutluluk verdiğin kimselerin yoluna

7-“Gazaba uğramamış ve sapıtmamış olanların yoluna.

Bizden önceki iman eden insanların; girdiklerinde mutlu olduğu, çıktıklarında da gazaba uğradıkları ve sapıttıkları o yol nedir? Bunu bizden önce iman edenlerin konuşmasında bulabiliriz. Ali İmran Suresi 8. Ayet şöyledir.

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

8-“(Onlar şöyle derler:) Sahibimiz! Bizi yoluna kabul ettikten sonra, kalplerimizin eğrilmesine izin verme. Bize katından iyilikte bulun! Hep bağış yapan Sen'sin.

Bu ayetten Fatiha Suresinde “Mutluluk verdiğin kimselerin yoluna” diye belirtilen doğru yola önceden girenlerin bu kişiler olduğunu anlıyoruz. Burada sormamız gereken soru “Mutluluk verilenler kimler?” sorusu değildir. “Mutluluk verilenler hangi yoldadır?” sorusudur. Bu insanlar Ali İmran Suresi 8. ayetin hemen öncesindeki Ali İmran Suresi 7. Ayette ve aynı ayetteki Arapça kelimelerdeki benzerliklerden dolayı gittiğimiz diğer ayetlerde belirtilen Kur’an’ı doğru anlama yöntemine “Allah’ın doğru yolu” demektedirler. Bu yolun değerini anladıkları için “kalplerimizi eğriltme” diye dua etmektedirler. Çünkü kalpleri eğrilirse Ali İmran 7’de belirtildiği üzere Kur’an’a gelişigüzel uyanlara karışmaktan korkmaktadırlar. Bu başlık altında yazdıklarımızın da doğru olup olmadığını test etmek için sağlamasını yapabiliriz.

2.1. Kur’an’da Yöntemle Ulaşılan Hikmet Örneği:

Kur’an’ı açıklama metodu, Kur’an’dan istedikleri anlamı çıkaran grupları çok rahatsız etmektedir. Öyle ki sosyal medyada, bu konuya delil getirilen ayetlerin yanlış anlaşıldığından dem vurarak videolar çekilip yazılar yazıldı. Böyle yapmaları çok normaldir. Çünkü bu metodun sallamayacağı tek koltuk yoktur. Zira bu, Allah’ın kendi kitabına koyduğu metot olduğu için meydanda sadece onun koltuğunun kalması gerekir. Bu yazıyı yazma sebebimde 2.Yöntemle Ulaşılan Hikmetler başlığının Kur’an’da fiili olarak nasıl örneklendirildiğini metoda sadık kalarak göstermektir.

Yunus Suresi 57. Ayet şöyledir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

 57-“Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerde olana şifa, inanıp güvenenler için bir rehber ve ikram (olan Kitap) gelmiştir.

 Yunus Suresi 57. Ayet ile Araf Suresi 52. Ayet arasındaki benzerlikleri aşağıdaki tabloda görebiliriz.

BENZERLİKLER

YUNUS SURESİ 57. AYET

ARAF SURESİ 52. AYET

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ

Ey insanlar size geldi

وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ

Onlara biz getirdik

مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ

Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerde olana şifa

بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ

Bir ilme göre açıkladığımız kitap

وَهُدًى وَرَحْمَةٌ

Bir rehber ve ikram

هُدًى وَرَحْمَةً

Bir rehber ve ikramdır

لِلْمُؤْمِنِينَ

İnanıp güvenenler için

لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

İnanıp güvenen bir topluluk için

 

Bu benzerlikten dolayı Yunus Suresi 57. Ayette “Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerde olana şifa geldi” ifadesinden kasıt Araf Suresi 52. Ayetteki “bir ilme göre tafsil (ayrıntılandırılan) edilen kitaptır.” Demek ki kitabın göğüslerdekine şifa olmasının yolu Kitabın içindeki açıklama ilminden geçmektedir. Nitekim Nahl Suresi 125. Ayet şöyledir.

ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ۖ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

125-“Sen hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır. Onlarla en güzel şekilde tartış. Senin Rabbin, yolundan sapanları iyi bilir, doğru yolda olanları da iyi bilir.

Yunus Suresi 57. Ayetteki “öğüt ve şifa” kavramlarının yerini Nahl Suresi 125. Ayette “hikmet ve öğüt” kavramları aldı. Yukarıda Kuranın açıklama ilminden çıkan sonuçların hikmet olduğundan bahsetmiştik. Dolayısıyla bu ayetlerden hikmetin şifa olduğunu öğreniyoruz. Peki, Kuran’da insanlar için şifa olan başka bir örnek var mıdır?

Nahl yani “Bal Arısı” Suresi 68 ve 69. Ayetler şöyledir.

وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا ۚ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

68-“Rabbin bal arısına şöyle bildirdi: “Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaptıkları çardaklarda kendine evler edin.

69-“Sonra bütün ürünlerden ye ve Rabbinin sana gösterdiği yollara koyul.” Arıların içinden değişik renklerde bir sıvı çıkar ki bu sıvıda insanlar için şifa bulunur. İşte bunda düşünen bir topluluk için kesin bir belge (ayet) vardır.

Bu ayette; tıpkı Kur’an’ın içindeki açıklama ilminden çıkan sonuçların “şifa” olması gibi arıların ürettiği balın da insanlar için “şifa” olduğundan bahsedilmektedir. Balın şifa olması ile Kur’an’ın açıklama ilminden çıkan sonuçların şifa olmasındaki benzerliği anlayabilmemiz için arıların nasıl bal yaptığına bakmamız yeterli olacaktır.

Bilindiği üzere arılar ekip çalışmasıyla bal üretirler. Kovan içinde çalışan arılar ile dışarda çiçeklerden nektar ve polen toplayan arılar farklıdır. Hepsinin görev dağılımı bellidir. Dışarıda birçok çiçeği gezerek nektar toplayan arılar kovana gelip nektarı bırakırlar. (Muhkem) Tekrar içerisinde nektar olan çiçekleri araştırmaya giderler. (Müteşabih) Kovan içinde çalışan arılar ise gelen nektarları bal midesi denilen organlarında bir enzimle karıştırarak nektarın kimyasal değişime uğramasını sağlarlar. Daha sonra ballıktaki peteklere konulan yarı olgunlaşmış bal, arılar tarafından suyu uçurulup olgunlaştırılır. Böylece bal soframıza gelecek kıvama getirilir. (Hikmet)

  Rabbimizin verdiği bu örneğe göre Kur’an’dan doğru hükümlerin çıkarılması ekip çalışmasıyla mümkündür. Zaten Nisa Suresi 176. Ayette nebimizin de bu metoda göre ekip oluşturduğu şöyle bildirilmektedir.

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ ۚ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا ۗ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

176-“Senden fetva istiyorlar. De ki "Kelâle konusundaki fetvâyı size Allah veriyor." Bir kimse ölür, çocuğu olmaz, tek bir kız kardeşi bulunursa bıraktığı mirasın yarısı ona kalır. Kız kardeş ölür de çocuğu bulunmazsa erkek kardeş onun bütün mirasını alır. Kız kardeşler iki tane ise, mirasın üçte ikisi onlarındır. Mirasçılar; erkek ve kız kardeşler ise erkek, iki kıza eşit pay alır. Yanılırsınız diye açıklamayı size Allah yapıyor. Allah her şeyi bilir.”  

Ayetin son kısmındaki “yanılırsınız diye açıklamayı size Allah yapıyor” ifadesinden nebimizin bir ekip oluşturarak Kur’an’dan hüküm çıkarmaya çalıştığını göstermektedir. Ayrıca bu ayette nebimizin içinde bulunduğu ekibin bile yanlış hükümlere varabileceği ihtimalinden bahsedilmektedir. Günümüzde de bazı hocalar önceden vardıkları hükümlerin yeni çalışmalar ışığında yanlışlığını fark edip görüşlerini değiştirdiğinde kınanmamalı aksine tebrik edilmelidir. Asıl kınanması gerekenler İblis gibi yanlışında direnenlerdir.

Yazımı beni etkileyen bir anıyla bitirmek istiyorum. Mısır olayları olduğu dönemde haberlerde Müslüman Kardeşler grubu hakkında bir tanıtım yapılıyordu. Müslüman kardeşlerin kurucusu olan Hasan el Benna ve arkadaşlarının İslam Âleminde sıkıntı içinde yaşayan Müslümanların sorunları üzerine oturup sürekli düşündükleri anlatılıyordu. Şundan eminim ki bütün Müslümanlar bunu ömründe bir kez olsun dert etmiştir. İşte İslam Âleminin sıkıntısını çözecek şey onlara günü kurtarmak adına veya vicdanımızı rahatlatmak adına yaptığımız sadakalar, çektiğimiz mesajlar, paylaştığımız tweetler değildir. İslam Âleminin sorununu çözecek tek şey Kur’an’ın doğru anlaşılmasıdır. Bunun içinde öğrenmemiz gereken ve hayatımız pahasına savunmamız gereken Kur’an’ın açıklama ilmidir. Bu konuda mücadelesinden ödün vermeyen Süleymaniye Vakfı’na destek olmalıyız.

 

Orhan Özcan

____________________________

[1] Bu konuda ayrıntılı bilgi isteyenler Dr. Fatih ORUM’un “Kur'ân'ı Anlama Usûlü” kitabına bakabilirler.


DİĞER DOSYALAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.