NEDEN SÜLEYMANİYE VAKFI?

NEDEN SÜLEYMANİYE VAKFI?

(CEHENNEMDEN ÇIKIŞ VAR MI?)

İslam adına konuşan insanları 3 gruba ayırıyorum. Alt grup tamamen geleneksel (Nurettin YILDIZ, Nihat HATİPOĞLU, Ebubekir SİFİL, Ahmet Mahmut ÜNLÜ, Nurcular, Süleymancılar, yöreye göre değişen Babacılar, Menzilciler... vs.), orta grup Kur’an ve hadis çizgisinden çıkmamaya çalışanlar (Mehmet OKUYAN, Mustafa İSLAMOĞLU, Bayraktar BAYRAKLI, Süleymaniye Vakfı), üst grup tamamen Kur’an deyip hadisleri reddedenler (Hakkı YILMAZ, Edip YÜKSEL, Recep İhsan ELİAÇIK). Alt grup Kur’an’a gelmiyor, üst grupta hikmete gelmiyor. Orta grupta olanlardan Süleymaniye Vakfının diğerlerinden farkı Süleymaniye Vakfı hükümlere ulaşma konusunda Fussilet Suresi 3. Ayetteki “bilenler topluluğu’nu” dikkate alıp hareket ediyor. Bu ilim topluluğundan çıkan hükümlerin sözcülüğünü Abdülaziz BAYINDIR yapıyor. Orta grupta bulunan diğer hocalarımız ise tek başlarına işi götürmeye çalışıyorlar. Bu yüzden de yanlış hükümlere ulaşabiliyorlar. Orta grupta bulunan sevgili hocalarımdan, Süleymaniye Vakfı ilim topluluğuna katılmalarını bir kez daha rica ediyorum.   

Bu yazıda “Cehennemden çıkış var mı?” konusu özelinde Süleymaniye Vakfı ile orta grupta bulunup tek başına hüküm çıkaranların farkını göstermeye çalışacağım. Çünkü birçok insan “bu kişiler aynı çizgide fakat farklı açıklamalar yapabiliyorlar” diye düşünerek farklılığın nereden kaynaklandığını anlayamıyorlar.

Konuya geçmeden önce şunu hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Fussilet Suresi 3. ayette, ayetler arası ilişkilerin Arapça kurulduğu bildirilmektedir. Yani bir kelimenin Arapçası olarak benzerlik aranmalıdır. Bu konuda yapılan hataların en büyüğü Ali İmran 7. Ayette belirtilen “tevil” ilişkisini kişinin kurmaya çalışmasıdır. Ayette bu kişilerin kalplerinde eğrilik olduğundan dolayı bunu yaptıkları söyleniyor. Bu ilişkiyi, kişilerin kendisinin kurmaya çalışması diğer müminlerden ayrılarak kendisini farklı bir noktaya taşıyıp kendilerini öne çıkarmak istemelerinden kaynaklanmaktadır[1]. İlişkiyi kişi kurduğunda yanlış hükme varmak kaçınılmazdır. Hâlbuki Allah’ın kurduğu ilişkiye ulaşabilmek için benzer kelimelere gidilmesi gerekmektedir. Böylece Allah’ın kurduğu ilişkiye göre hüküm çıkarıldığında herkes için eşit anlamlar ortaya çıkmak zorunda kalacaktır. Kimse “ama ben şöyle anlıyorum” diyemeyecek ve Müslümanlar arasında birlik oluşacaktır. Böylece kalplerinde eğrilik olanlar açtıkları yeni yolda kendilerini belli edeceklerdir. Zaten Allah-u Teala bu kişilerin iyice ortaya çıkması için kitabı ayrıntılı bir şekilde açıkladığını şöyle bildirmektedir.

وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ

İşte ayetlerimizi böyle açık seçik anlatırız ki suçluların yolu iyice belli olsun.” (Süleymaniye Vakfı Meali, Enam Suresi 55. Ayet)

1.CEHENNEME GİDİŞ:

1.1. Tartıya Girmeden Cehenneme Gidenler

Ali İmran Suresi 151. Ayet şöyledir.

سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا أَشْرَكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا ۖ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ ۚ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ

151-“Kâfirlerin kalplerine korku salacağız. Çünkü onlar, Allah’ın indirdiği bir delile dayanmadan O’na ortaklar (şirk) koşmuşlardır. Varıp kalacakları yer cehennemdir. Bu yanlışı yapanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!

Bu ayete göre her müşrik kâfir, her kâfir de müşriktir.

Araf Suresi 8 ve 9. Ayetler şöyledir.

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ ۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُون وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَظْلِمُونَ

8-“O gün tartı kurulacağı gerçektir. İyilikleri ağır basanlar, umduklarına kavuşacak olanlardır.

9-“İyilikleri hafif gelenler ise ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle zararı kendi vücutlarına vermiş olurlar.

Bazı insanlar için mezardan kalkış günü tartı kurulacaktır. Bu tartı sonucunda Cennete veya Cehenneme gideceklerdir.

Kehf Suresinin 105. Ayeti şöyledir.

أُولَٰئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا

105-“Onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’nunla karşılaşmayı göz ardı etmekte direnenlerdir (kâfirlerdir). Bu yüzden yaptıkları işler boşa gider. (Mezardan) kalkış gününde onlar için artık tartı kurmayız.

Ali İmran Suresi 151. ayette kâfir olanların aynı zamanda şirk koşarak müşrik oldukları belirtildiği için Kehf Suresi 105. ayette kâfir veya müşrik olarak ölenlerin terazi kurulmadan direk cehenneme gidecekleri belirtiliyor. 

1.2. Tartıya Girerek Cehenneme Gidenler

Kehf Suresi 105. ayetten öğrendiğimize göre tartıya girebilmenin asgari şartı kâfir olmamak yani şirk koşmamaktır. O zaman şirk koşmadığı halde büyük günah işleyen ve tövbe etmeden ölenler tartıya gireceklerdir. Araf Suresinin 9. ayetine göre tartıda iyilikleri hafif gelenler cehenneme gireceklerdir.

2.CENNET'E GİDİŞ

2.1. Cennete Direk Gidenler

Enbiya Suresi 101, 102 ve 103. ayetler şöyledir.

إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَىٰ أُولَٰئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُون لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا ۖ وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ أَنْفُسُهُمْ خَالِدُون لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ هَٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

101-“Yaptıklarının en güzeli ile karşılanma sözü verilenler ise cehennemden uzak tutulacaklardır.

102-“Cehennemin hışırtısını bile duymayacak, onlar da canlarının çektiği nimetler içinde ölümsüzleşeceklerdir.

103-“O en büyük korku bile onları üzmeyecek: onları Melekler karşılayarak “İşte size söz verilen gün bugündür” diyeceklerdir.

Bu ayetlerde “el husna” sözü verilen kişilerin cehennemin hışırtısını bile duymadan cennete girecekleri bildiriliyor. Peki, direk cennete gidecek olan bu kişiler yani “el husna” sözü verilenler kimlerdir? Hem “el husna” kelimesinin benzeri hem de konuyla bütünleşen ayetler Necm Suresindedir.

Necm Suresi 31 ve 32. ayetler şöyledir.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَ الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى

31-“Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ındır. Düzenini, kötülük edenleri yaptıklarına göre cezalandırmak ve güzel işler yapanları da daha güzeli ile karşılamak için kurmuştur.

32-“Güzel davrananlar, kusurları hariç, günahların büyüklerinden ve fuhuş çeşitlerinden kaçınanlardır. Sahibinin bağışlaması boldur. Topraktan sizi oluştururken de analarınızın karnında birer cenin iken de sizi en iyi bilen O’dur. Kendinizi iyi göstermeye kalkmayın. Doğal yapısını kimin koruduğunu en iyi O bilir.

Bu ayetlerde Allah-u Teâla güzel işler yapanlara “el husna” “daha güzeliyle” karşılanacakları sözünü vermektedir. Bu kişilerinde büyük günahlardan ve fuhuş çeşitlerinden uzak kalanların olduğunu öğreniyoruz. Bu ayette geçen “el lememe” kelimesi “etrafındakiler, çevresindekiler” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de büyük günahlar (kebair el ismi) ve onun etrafındakiler sınıflandırması vardır. Küçük günahlar diye bir sınıflandırma yoktur. Büyük günahları işlemeyen kişilerin işledikleri kusurların örtüleceği de Nisa Suresi 31. ayette şöyle bildirilmektedir.

إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرِيمًا

31-“Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

Sonuç olarak büyük günahları işlemeyen veya büyük günah işlemiş ama ölmeden önce kendisini düzelterek tövbe etmiş olan kişilerin[2] direk cennete gideceklerini öğreniyoruz.

2.2. Tartıya Girerek Cennete Gidenler:

Nisa Suresi 31. Ayette büyük günah işlemeyenlerin kusurları da örtülecektir. Demek ki büyük günah işleyenlerin kusurları örtülmeyecek ve işledikleri büyük günahlarına kusurları da eklenerek tartıya gireceklerdir. Araf Suresinin 8. ayetine göre tartıda iyilikleri ağır basanlar cennete gireceklerdir.

2.3. Cehennemden Çıkarak Cennete Gidenler:

2.3.1. AHD DELİLİ:

Cehennemden çıkış olmayacağı iddiasında bulunan kişilerin delillerinden en önemlisi Bakara Suresi 80 ve Ali İmran Suresi 24. ayetlerdir.

Bakara Suresi 80. ayet şöyledir.

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً ۚ قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ ۖ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Ateş bize, sayılı birkaç gün dışında dokunmaz!” derler. De ki “Allah katından söz mü aldınız? Eğer öyleyse Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah’ın adını kullanarak bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?

Bu ayette biz cehennemde yanar, çıkarız diyenlere Allah bir soru soruyor. “Siz Allah katından bir söz (ahd) mü aldınız” diyor. Daha sonra, “eğer öyleyse Allah sözünden (ahdinden) dönmez” diyor. Burada dikkat edilecek kelime “ahd” yani “söz” kelimesidir. Bu ayetteki ifadenin benzeri olan Meryem Suresine gidecek olursak;

Meryem Suresi 85, 86 ve 87. ayetler şöyledir.

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَٰنِ وَفْدًا وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا

85-“Allah’tan çekinerek korunanları, Rahman’ın huzurunda, seçkin heyetleri ağırlar gibi topladığımız günde

86-“Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz.”

87-“(Orada) Rahman’dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır.

Bakara Suresi 80. Ayette geçen “ettehaztum ındallâhi ahden” “siz Allah katından bir söz mü aldınız?” ifadesinin benzeri Meryem Suresi 87. Ayette “menittehaze ınder rahmâni ahden” “Rahmanın katından söz almış olan kişiler” şeklinde gelmiştir. Bu ayetlerden Rahman’ın katından “ahd” yani “söz” alanların cehennemden kurtulacağı anlaşılmaktadır. Peki, bu sözü (ahdi) Allah nerede vermektedir?

Nisa 48. Ayet şöyledir.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ ۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدِ افْتَرَىٰ إِثْمًا عَظِيمًا

Allah kendisine ortak oluşturulmasını (şirki) bağışlamaz. Bunun altında olan günahları, şirkten uzak kalmayı tercih eden kişi için bağışlar. Kim Allah'a ortak oluşturursa, O’na büyük bir iftirada bulunmuş olur.

Bu ayete göre en büyük günah şirk koşmaktır. Şirkin altında bulunan günahlar ise diğer ayetlerde belirtilen adam öldürme, zina etme, hırsızlık gibi diğer günahlar sayılabilir. Nisa Suresi 48. ayette Allah, şirk koşmamak şartıyla şirkin altında olan diğer günahların bağışlanacağı sözünü veriyor. Burada dikkat edilecek nokta, şirk koşanların ölmeden önce bu dünyada tövbe etmesiyle zaten bağışlanacaklarıdır. Dolayısıyla bu ayette şirk koşan kişilerin bağışlanmayacağı ile kast edilen şirk koşarak ölen kişilerdir. Yani Allah şirk koşarak ölen kişileri bağışlamam ama şirk koşmadığı halde diğer günahları işlemiş olarak ölürlerse onları bağışlarım diye söz veriyor. Kuranı Kerim de Allah katından indirilen bir söz olduğu için Allah burada şirk koşmadan ölmeyi başaranlara “ındallâhi ahden” “Allah katından bir söz (ahd)” veriyor.

Peki, Bakara Suresi 80. Ayette bahsedilen kişiler bu sözün kapsamına girmezler mi? Bakara Suresi 80. Ayette cehennemde yanar, çıkarız diyenlerin kim olduğunu ve hangi günahı işleyerek bu sözü söylediklerini anlamak için bir önceki ayete bakmamız yeterli olacaktır.

Bakara Suresi 79. Ayet şöyledir.

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۖ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

Fakat elleriyle kitap yazan, sonra geçici bir çıkar için "Bu Allah katındandır!" diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var!

Bu ayetten, Bakara Suresi 80. Ayette cehennemde yanar, çıkarız diyen kişilerin kitap yazıp sonra da yazdıkları kitap için Allah katındandır dediklerini öğreniyoruz. Allah’ın indirmediği bir kitabı yazıp Allah katındandır demek kendini Allah yerine koyup Allah’a ortak (şirk) koşmaktır. Bakara Suresi 80. Ayette cehennemde yanar, çıkarız diyenler Bakara 79’da Allah indirmediği halde Allah adına kitap yazıp şirk koştukları için ve Allah’ın da Nisa 48’de şirk koşanlara kurtuluş sözü (ahdi) olmadığı için “siz Allah katından (şirk koşanları da kurtaracağım şeklinde) bir söz mü aldınız” diyor. Devamında da “Eğer Allah (şirk koşanları da kurtaracağım şeklinde) bir söz verdiyse sözünden dönmez” diyor.

Konu başında da söylediğim gibi “cehennemden çıkış yoktur” diyenlerin en önemli delillerinden birisi de Ali İmran Suresi 24. Ayettir. Bu ayette şöyledir.

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ ۖ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

Bunun sebebi şöyle demeleridir: “O ateş bizi yaksa yaksa birkaç gün yakar!” Dinleri konusunda uydurdukları şeyler, kendilerini yanıltmaktadır.

Bu ayette cehennemde yanar, çıkarız diyenlerin söyledikleri bu söz için “dinleri konusunda uydurdukları şey” deniyor. Bu insanlar ne yapıyor ki bu sözlerine Allah uydurma diyor. Bunu da anlamak için bir önceki ayete bakmamız yeterli olacaktır.

Ali İmran Suresi 23. Ayet şöyledir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ

Allah’ın Kitabı’ndan bilgi sahibi olanları görmedin mi? Aralarında kararı Kitap versin diye Allah'ın Kitabına çağrılınca onlardan bir bölümü yüz çevirerek geri çekiliyorlar.

Ali İmran Suresi 23 ve 24. Ayetleri birlikte değerlendirirsek; cehennemde yanar, çıkarız diyen kişiler Allah’ın kitabına çağrılıp aralarında Allah’ın kitabının hakem yapılmasını istemeyen kişilerdir.

Ali İmran Suresi 23. ayetin benzeri Nisa Suresi 61. ayette bulunmaktadır. Nisa Suresi 61. Ayet şöyledir.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَىٰ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

Onlara "Allah'ın indirdiğine ve bu Elçi’ye gelin" dendiği zaman, o ikiyüzlülerin (münafıkların) senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

Daha sonra Allah-u Teala, Allah’ın kitabına çağırıldığında gelmeyen bu kişiler için Nisa Suresi 65. Ayette şöyle demektedir.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Hayır! Rabbine yemin olsun ki bunlar inanıp güvenmezler. Ama aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapar, sonra verdiğin kararı, içlerinde bir sıkıntı duymadan kabul eder ve tam olarak teslim olurlarsa o başka.

Ali İmran Suresi 23. Ayette aralarında kararı Allah’ın kitabı vermesi için çağrılan kişilerin Nisa Suresinin 65. Ayetinde bildirildiğine göre aslında mümin olmadıklarını öğreniyoruz. Nisa Suresi 48. Ayette de mümin olmayanların bağışlanacağına dair söz (ahd) bulunmadığı için bu kişilerin Ali İmran Suresi 24. Ayette cehennemde yanar, çıkarız demelerine karşılık aynı ayetin devamında Allah-u Teala “Dinleri konusunda uydurdukları şeyler, kendilerini yanıltmaktadır.” demektedir.

2.3.2. HALİD ve EBEDE KELİMELERİ ARASINDAKİ İNCELİK:

Cehennemden çıkış olacağının delillerinden birisi de “halid” ve “ebede” kelimeleri arasındaki inceliktir. İnternette “Cehennemden Çıkış” hakkında arama yaptığınızda “Cehennemden çıkış yoktur” diyenlerin delillerinin neredeyse tamamına yakınını bu iki kelime arasındaki inceliğin kaybedilmesinden kaynaklanan mealler oluşturur. Bu yazıda Diyanet İşleri meali örnek olarak seçilmiştir. Örneğin adam öldürenler ile ilgili Nisa Suresinin 93. Ayeti Diyanet İşleri Mealinde şöyledir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَىٰ إِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ ۚ كَذَٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Diyanet İşleri Meali)

Ayetin Arapça metninde bulunan “haliden fiha” ifadesine “içinde ebedi kalacağı” diye meal verilmiştir. Yine Diyanet İşleri Mealinde Ahzab Suresi 64 ve 65. Ayetlere bakacak olursak şöyle meal verildiğini görürüz.

إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۖ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

64-“Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.”

65-“Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.” (Diyanet İşleri Meali)

Nisa Suresi 93. Ayette ki “haliden fiha” ifadesine “içinde ebedi kalacağı” anlamı verilirken Ahzab Suresi 65. Ayette “halidine fiha ebede” ifadesine “orada ebedî olarak kalacaklardır” diye meal verilmiştir. Dikkat ederseniz Nisa Suresi 65. Ayette geçen “halidine” ve “ebede” kelimelerinin ikisine birden “ebedi” olarak tek anlam verilmiştir. Hâlbuki “ebede” kelimesi tek başına “ebedi” yani “sonsuz” anlamına gelmektedir. Burada üstünde durmamız gereken şey “halid” kelimesinin anlamıdır. Meallere dikkat ederseniz bu kelimenin anlamı yok sayılarak “ebede” kelimesinin anlamıyla karşılanmıştır.

Halid” kelimesinin anlamı Enbiya 34. Ayette şöyle bildirilmektedir.

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ ۖ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

34-“Senden öncekilerden hiç bir insanı ölümsüz yapmadık. Sen ölsen onlar ölümsüzleşecekler mi?

Ayetten anlaşılacağı üzere nebimize, senden önce hiç kimse ölümsüz değildi, sen ölürsen onlar “halid” mi yani “ölümsüz” mü olacaklar denmektedir. Şimdi Ahzab Suresi 65. Ayetteki “halidine fiha ebede” kelimelerine doğru anlamı verirsek meal şöyle olmalıdır. “Orada sonsuza kadar ölümsüzleşecekler; kendilerine bir dost ve yardım edecek birini bulamayacaklardır.” Dolayısıyla “halid” kelimesi bir ortamda nasıl kalınacağı ile ilgiliyken “ebede” kelimesi bir mekânda kalınıp kalınmayacağıyla ilgilidir. Cehennemden çıkamayacak bu kişilerin kim olduğunu anlamamız için Ahzab Suresi 64. Ayete bakmamız yeterli olacaktır. “Allah şüphesiz, görmezlikten gelenleri (kâfirleri) dışlamış ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.” Dikkat edileceği üzere cehennemde sonsuza dek kalacak olanların kâfirler olduğu anlaşılmaktadır. Bu da ilk bölümde vurguladığımız Nisa Suresi 48. Ayette şirk koşanların (kâfirlerin) bağışlanma sözü (ahd) dışında kalmaları yani cehennemden çıkamayacaklarıyla birebir örtüşmektedir.

Nisa Suresi 93. ayetteki “halid” kelimesine de doğru anlam verilecek olursa ayetin meali şöyle olmalıdır. “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ölmemek üzere kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu dışlamış (lanetlemiş) ve onun için büyük azap hazırlamıştır.” Bu ayetten, adam öldürüp bu günahtan dolayı tövbe etmeden ölenlerin cehennemde ölümsüz olarak kalacağı anlaşılmaktadır. Ayette “ebede” kelimesinin olmamasından ise şu anlaşılmaktadır. Eğer adam öldürme suçuyla ölen kişi Nisa Suresi 48. ayete göre şirk koşmadan ölen kişilerden ise diğer günahları bağışlanarak cehennemden çıkacaktır. Zaten adam öldürme suçuyla ölen bu kişi aynı zamanda şirk koşanlardan (kâfirlerden) ise Ahzab Suresi 64 ve 65. ayetlerde bildirildiğine göre ölümsüz olarak orada kalıp oradan bir daha çıkamayacaktır.

2.3.3. ARAF TEPESİNDEKİ İNSANLARIN DELİLİ:

Yukarıda kurduğumuz bağlantılarla Araf Suresindeki ayetlere bakalım.

وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ ۚ أُولَٰئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ ۖ حَتَّىٰ إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ ۖ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ ۖ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا ۖ حَتَّىٰ إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَٰؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ ۖ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ وَقَالَتْ أُولَاهُمْ لِأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

36-“Ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan ve büyüklük taslayanlar ise cehennem ahalisidir. Onlar orada ölümsüzdürler.

37-“Bir yalanı Allah’a atfeden veya âyetleri karşısında yalana sarılandan daha yanlış yapan kim olabilir? Defterlerinde yazılı suçlarının cezası onları bulacaktır. Elçilerimiz canlarını almaya gelince: “Hani o Allah’tan önce yardıma çağırdıklarınız?” diyecekler, onlar da “Kaybolup gittiler!” diye cevap vereceklerdir. Kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik edeceklerdir.

38-“Allah onlara: “Sizden önce gelmiş insanlar ve cinlerle beraber şu ateşe girin!” diyecektir. Oraya giren her toplum (ümmet), kendi yoldaşına lanet edecek; hepsi orada derlenip toparlanınca da sonrakiler öncekiler için şöyle diyeceklerdir: “Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar. Sen bunlara o ateşin azabını iki kat ver.” Allah diyecek ki “Hepinizinki iki kat ama bilmiyorsunuz.

39-“Öncekiler de sonrakilere şöyle cevap vereceklerdir: “Sizin bizden ne farkınız var ki? Siz de kazandığınıza karşılık bu azabı tadın.

40-“Ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan ve büyüklük taslayanlar var ya; işte onlara göklerin kapıları açılmayacak, deve iğne deliğinden geçinceye kadar da Cennet’e giremeyeceklerdir. Suçluları işte böyle cezalandırırız.

41-“Onlar için cehennem döşeği ve üzerlerinde örtüler olacaktır. Yanlış yapanları (zalimleri) işte böyle cezalandırırız.

36 ile 41. ayetler arası dikkatlice okunacak olursa kâfirlerle ilgilidir. Yukarıda diğer ayetlerden öğrendiğimiz bilgilerle bu kişilerin “tartıya girmeden cehenneme girmiş ve çıkamayacak olan kişiler” olduğunu anlıyoruz. Zaten “deve iğne deliğinden geçinceye kadar da Cennet’e giremeyeceklerdir” ifadesi de bu kişilerin kesinlikle cennete giremeyeceklerini başka bir açıdan vurgulamaktadır. Dolayısıyla yukarıda doğru sonuca vardığımızı göstermektedir. Ayetlere devam edelim.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ ۖ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ ۖ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ ۖ وَنُودُوا أَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

42-“İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara gelince ki biz kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz; böyleleri cennet ahalisidir; onlar da orada ölümsüzdürler.

43-“Göğüslerindeki kötü bağlantıları söküp atmışızdır. Alt taraflarından ırmaklar akacak ve diyeceklerdir ki “Bizi bu nimetlere kavuşturan Allah, her şeyi pek güzel yapmış. Allah bize bu yolu göstermeseydi onu kendiliğimizden bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçekten doğruyu getirmişler.” Onlara şöyle seslenilecektir: “İşte size Cennet! Siz, yaptıklarınıza karşılık ona sahip oldunuz.

42 ve 43. ayetler dikkatlice okunduğunda bu ayetlerde bahsedilen kişilerin “cennete direk girenler” ve “tartıya girerek cennete gidenler” olduğu anlaşılacaktır.

وَنَادَىٰ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا ۖ قَالُوا نَعَمْ ۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ

44-“Cennet ahalisi, cehennem ahalisine şöyle seslenir: “Rabbimizin bize verdiği sözün gerçek olduğunu gördük. Rabbinizin size verdiği sözün gerçek olduğunu siz de gördünüz değil mi?” (deyince) “Evet!” derler. Aralarında bir tellâl şöyle haykırır: “Allah yanlış yapan o kimseleri dışlasın (lanetlesin)!

45-“Allah’ın yolundan engelleyenleri, o yolda anlaşılmayacak biçimde bir eğrilik (iveç) oluşturmaya çalışanları, Ahireti göz ardı edenleri.

44 ve 45. ayetlere bakıldığında cennette olanların cehennemden asla çıkamayacak olan kâfirlere seslendiğini görürüz. Ayetler arası kurduğumuz bağlantılar hatırlanacak olursa geriye bu ayetlerde bahsedilmeyen “tartıya girerek cehenneme giden kişiler” kalmıştır. Peki, bu kişiler nerededir?

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ ۚ وَعَلَى الْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمَاهُمْ ۚ وَنَادَوْا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ ۚ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

46-“Cennet ile cehennem arasında bir engel vardır. O (engeldeki) yüksek yerler üzerinde de değerli şahsiyetler olur. Herkesi yüzlerinden tanırlar. Cennetlik ahaliye şöyle seslenirler: “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” Bunlar, henüz Cennet’e girmemiş olanlardır ama oraya girme umudundadırlar.

46. ayetten anlaşılacağı üzere “tartıya girerek cehenneme giden kişiler” cennet ile cehennem arasında fakat sınırları cehennem içerisindeki Araf denilen bir yerde bulunmaktadırlar. Çünkü kişiler tartı sonucunda ya cennete ya da cehenneme gidecektir. Araf denilen yerin cehennem sınırları içerisinde olduğunun delili ise “tartısı hafif gelen kişilerin” cehenneme gireceklerini bildiren şu ayetlerdir. Karia Suresi 8 ila 11. ayetler şöyledir. “Kimin de değerli işleri hafif gelirse, Onun anası Haviye olur. Haviye nedir, nereden bileceksin? (Öyleyse dinle!) O, kızgın bir ateştir.” Bu kişiler, şirk koşmuyorken ölmüş ve tartıya girdikleri içinde cennete girme umudunda olan kişilerdir. Çünkü bu kişiler Nisa Suresi 48. Ayette şirk koşmamak şartıyla affedilecekleri yönünde Allah katından söz almışlardır. Dünyadayken verilen bu sözün gerçekleşmesi ümidindedirler.

وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَنَادَىٰ أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُوا مَا أَغْنَىٰ عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ أَهَٰؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللَّهُ بِرَحْمَةٍ ۚ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

47-“(Henüz cehennemde olup kurtuluş ümidi bulunan bu kimselerin) Gözleri cehennemde temelli kalacak ahaliye çevrilince şöyle derler: “Aman Rabbimiz! Bizi yanlışlar içindeki şu toplulukla bir araya getirme.

48-“A’râf ahalisi, yüzlerinden tanıdıkları bir takım adamlara da şöyle seslenirler: “Gördünüz mü? Sizlere ne taraftarlarınızın bir yararı oldu ne de büyüklenmenizin.

49-“(Ey cehennemlikler!) ‘Allah onlara bir iyilikte bulunmaz’ diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? (Ey Allah’ın ikramına kavuşanlar) ‘Sizler Cennet’e girin. Üzerinizde ne bir korku olacak ne de üzüleceksiniz.’

47 ve 49. ayetler arasında da cehennemde cezasını çeken kişilere cennete girmeleri söylenmektedir. Dolayısıyla Meryem Suresi 87. Ayetteki “rahmanın katından söz alanlar şefaatten yararlanmaya hak kazanacaktır” ifadesi cehennem içerisinde Araf denilen yerde bulunan kişilerle ilgili olup cennete gideceklerini bildirmektedir.

وَنَادَىٰ أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ ۚ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا ۚ فَالْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

50-“(Her biri yerlerine gittikten sonra) Cehennem ahalisi, Cennet ahalisine şöyle seslenir: “Üzerimize biraz su ya da Allah’ın size verdiği nimetlerden atsanıza.” Onlar derler ki “Allah, o ikisini de ayetleri görmemekte direnenlere (kâfirlere) yasaklamıştır.

51-“(Kâfirler), dinlerini oyun ve eğlence yerine koymuş kimselerdir. Onları dünya hayatı aldattı da bugünkü karşılaşmayı unutmuş gibi davrandı ve âyetlerimiz karşısında bile bile yalan sarıldılar. Yaptıklarına karşılık biz de bugün onları unutmuş gibi davranacağız.

50. ayet cehennemde bir grubun kalmaya devam ettiğinden bahsetmektedir.  51. Ayet ise bu kişilerin kâfirler olduğunu dolayısıyla oradan çıkamayacaklarını bildirip yukarıda yaptığımız çıkarımların doğru olduğunu göstermektedir.

وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

52-“Onlara, bir ilme göre açıkladığımız Kitap getirdik. O, inanan ve güvenen bir topluluk için rehber ve bir ikramdır.

Konunun devamından gelen bu ayet ise sanki “önceki ayetleri anlayabilmeniz için kitabın içine bir ilim koyduk” demiş olmaktadır.

2.3.4. ŞEFAAT DELİLİ: 

Başta belirttiğimiz gibi İslam adına konuşan insanların kendi içlerinde sürekli çeliştikleri konulardan birisi de şefaat konusudur. Bir taraf “şefaat yok” diyerek şefaatin olacağını bildiren ayetleri görmezden gelirler, bir tarafta “şefaat var” diyerek şefaatin olmayacağını bildiren ayetleri görmezden gelirler.

Kur’an-ı Kerime göre dünyada ve ahirette olmak üzere iki türlü şefaat vardır.

2.3.4.1. DÜNYADA OLAN ŞEFAAT:

Nisa Suresi 85. Ayet şöyledir.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا ۖ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتًا

85-“İyi bir işe şefaat eden ondan bir pay alır; kötü bir işe şefaat eden de ondan dolayı bir sorumluluk üstlenir. Her şeyi görüp gözeten Allah'tır.

Bu ayete göre şefaat, destek verme anlamındadır. Dolayısıyla bu ayette dünyadayken iyi işlere destek verenlerin verdikleri destekten payları olacağı, kötü işlere destek verenlerin de aynı şekilde kötü işlerden payları olacağı bildirilmektedir.

Bu dünyada birisinden şefaat beklemenin sebebi şu ayetlerden anlaşılmaktadır.  Hac Suresi 11 ila 15. Ayetler şöyledir.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍ ۖ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ ۖ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ ۚ لَبِئْسَ الْمَوْلَىٰ وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ

11-“İnsanlardan kimi de Allah’a sınırda kulluk eder. Eline bir imkân geçse rahatlar; başına bir sıkıntı gelse yüz çevirir. Böylesi dünyayı da kaybeder âhireti de. Apaçık hüsran işte budur.

12-“Allah ile araya, kendisine zarar vermeyecek ve bir yararı da olmayacak şeyi koyarak yardıma çağırır. İşte bu, pek derin bir sapıklıktır.

13-“Zararı yararından yakın olan kişiyi de yardıma çağırır. O ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir yandaşlar topluluğudur.

14-“Allah, inanıp güvenen ve iyi işler yapanları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah, dilediğini yapar.

15-“Kim Allah’ın, dünyada da âhirette de kendine asla yardım etmeyeceği kanaatine varmışsa bir gerekçeyle göğe (Allah’a) yönelsin, diğer ilişkilerini derhal kessin ve baksın ki bu yol kendini bunaltan şeyi gerçekten giderecek mi yoksa gidermeyecek mi?

Bu ayetlerde insanlardan bazılarının Allah’a sınırda kulluk ettiği yani imtihan gereği başına iyi bir şey geldiğinde sevindiği, yine imtihan gereği başına kötü bir şey geldiğinde o şeyin başından gitmesi için Allah ile arasına aracılar koyduğundan bahsedilmektedir. Bu kişi Allah ile arasına koyduğu aracıların, kendisine öncelikle bu dünyada yardım etmesini yani araya koyduğu o kişilerden başına gelen kötü işi gidermesini beklemektedir. Bunun altında yatan sebep ise araya konan kişilerin Allah’a bu kişi için baskı yapmalarıdır. Bu psikolojik durum Mekkeliler üzerinden bize şöyle bildirilmektedir.

Enbiya Suresi 24 ila 28. Ayetler şöyledir.

أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً ۖ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ ۖ هَٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي ۗ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ ۖ فَهُمْ مُعْرِضُونَ وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَٰنُ وَلَدًا ۗ سُبْحَانَهُ ۚ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَىٰ وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ

24-“Yine de Allah’tan önce bir takım ilahlara mı tutundular? De ki “Delilinizi getirin. Benimle birlikte olanların Kitabı budur. Bu, benden öncekilerin de kitabıdır.” Onların çoğu, bu gerçeği bilmez de onun için yüz çevirirler.

25-“Senden önce gönderdiğimiz her elçiye mutlaka şunu bildirmişizdir: “Benden başka ilah yoktur, kulluğu bana yapın.

26-“Rahman evlat edindi” dediler. Allah’ın onunla ilgisi olmaz. Evlat dedikleri kişiler ikram görmüş kullardır.

27-“İlk sözü onlar (Allah’ın oğlu veya kızı olduğu iddia edilen o kullar) söyleyemezler. Onlar, Allah’ın emriyle iş yaparlar.

28-“Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. O’nun razı olduğu kişiden başkası lehine şefaat edemezler (destek veremezler). Onlar Allah korkusundan titrerler.

Bu ayette de Mekkeliler Allah ile araya koydukları kullara Allah’ın oğlu veya kızı demişlerdir. Araya koydukları bu kullardan tıpkı Hac Suresinde bahsedilen kişi gibi onlarda kendilerine bu dünyada şefaat yani destek vermelerini beklemektedirler. Enbiya Suresindeki bu ayetlerin benzeri ise Necm Suresinde bulunmaktadır.

Necm Suresi 19 ila 26. Ayetler şöyledir.

أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَىٰ تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَىٰ أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّىٰ فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَىٰ

19-“Siz, Lat’ı ve Uzza’yı hiç düşündünüz mü?

20-“Ya diğerini; üçüncüsü olan Menat’ı?

21-“(Size göre bunlar Allah’ın kızlarıdır.) Erkekler sizin olsun, kızlar da Allah’ın, öyle mi?

22-“(Size göre) bu, haksız bir paylaşma olmaz mı?

23-“Bunların kendileri yok, sadece adları vardır. O adları, siz ve atalarınız dillendiriyorsunuz. Allah onlarla ilgili bir belge (yetki) indirmedi. Sadece varsayımlarınızın ve canınızın istediği şeyin peşinden gidiyorsunuz. Bakın işte size Sahibinizden bir rehber geldi.

24-“Acaba insan her istediğini elde edebilir mi?

25-“(Aklınızı başınıza alın!) Her şeyin sonu da Allah’ındır, başı da.

26-“Göklerde çok melek var ama onların şefaati (desteği) işe yaramaz. İşe yaraması için Allah’ın tercih ettiği kişiye, O’nun izni ve rızası ile olması gerekir.

Bu ayetlerden anladığımıza göre Mekkeliler istedikleri her şeyin olabilmesi için Allah ile aralarına Allah’ın kızları olduğunu kurguladıkları melekleri koymuşlardır. Allah ise araya konulan bu meleklerin dünyadayken şefaatlerinin yani desteklerinin Allah’ın onayına bağlı olduğunu söylemektedir. Kur’an-ı Kerim’de her şeyin örneği olduğu gibi meleklerin dünyadayken şefaat etmesi yani destek vermesi konusunda da örnek bulunmaktadır.

Kehf Suresi 60 ila 82. ayetlerde bahsedilen Musa (a.s) ile Meleğin yolculuğu örnek olarak verilebilir. İlgili ayetler şöyledir.

وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّىٰ أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَٰذَا نَصَبًا قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ ۚ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا قَالَ ذَٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ ۚ فَارْتَدَّا عَلَىٰ آثَارِهِمَا قَصَصًا فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا قَالَ لَهُ مُوسَىٰ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰ أَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا قَالَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَىٰ مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا قَالَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ صَابِرًا وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْرًا قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَنْ شَيْءٍ حَتَّىٰ أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا ۖ قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدْتُ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَأَرَدْنَا أَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ ۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ۚ ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

60-“Bir gün Musa genç arkadaşına şöyle dedi: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durup dinlenmeden gideceğim; isterse yıllarımı alsın.

61-“İki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. O da kayarak denize doğru yollandı.

62-“Oradan geçtikten sonra Musa genç arkadaşına dedi ki "Getir şu kuşluk yemeğimizi; bu yolculuk bizi iyice yordu.

63-“Delikanlı dedi ki "Bakın şu işe; kayada barındığımızda balığı unutmuştum. Onu aklımdan çıkarmama sebep olan ve bana unutturan Şeytandan başkası değildir. Balık da tuhaf bir şekilde denize doğru yol alıp gitti. (Ama bunu sana söylemedim.)

64-“Musa: "İşte bizim aradığımız da bu ya" dedi. Hemen geldikleri yoldan gerisin geriye döndüler.

65-“Sonra kullarımızdan bir kulu buldular. Ona katımızdan bir ilim öğreterek ikramda bulunmuştuk.

66-“Musa dedi ki “Sana öğretilen doğruya ulaştıran bilgiden bana öğretmen için senin yanında kalsam olmaz mı?

67-“Sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın” dedi.

68-“İç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın?

69-“Musa dedi ki "Allah izin verirse dayandığımı göreceksin, hiçbir işte sana karşı çıkmayacağım.

70-“O da "Eğer yanımda kalacaksan, ben anlatıncaya kadar sakın bir şey sorma" dedi.

71-“Bunun üzerine ikisi de kalkıp gittiler; derken bir gemiye bindiler. O kişi gemiyi deldi. Musa dedi ki "Onu, içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, çok garip bir durum meydana getirdin.

72-“Sana demedim mi sen, benimle birlikte olmaya dayanamazsın?" dedi.

73-“Musa dedi ki "Unuttuğum şeyi yüzüme vurma; işimde beni zora sokma.

74-“Sonra yola koyuldular. Nihayet bir oğlan çocuğuyla karşılaştılar; o hemen çocuğu öldürdü. Musa dedi ki "Sen cana karşılık olmadan suçsuz birinin canına kıydın ha? Doğrusu, anlaşılmaz bir durum meydana getirdin.

75-“Sana demedim mi benimle birlikte olmaya dayanamazsın?" dedi.

76-“Musa dedi ki "Bir daha sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlığı bitir; artık senden özür dileme hakkım bitmiş olur.

77-“Sonra tekrar yola koyuldular. Bir kentin halkına varıp yiyecek istediler. Onlar bunları misafir etmeye yanaşmadı. Sonra orada yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar; hemen doğrultuverdi. Musa dedi ki "Anlaşsaydın emeğinin karşılığını alırdın.

78-“Dedi ki "İşte bu, benimle seni ayırır. Ama ben, dayanamadığın şeylerin içyüzünü sana bildireceğim.

79-“O gemi, denizde çalışan miskinlere aitti, yolları üstünde her gemiye zorla el koyan bir kral vardı; bu sebeple onu hasarlı hale getirmek istedim.

80-“Oğlan çocuğuna gelince, anası babası inanıp güvenmiş (mümin) kimselerdi. Onları azgınlığa ve nankörlüğe sürüklemesinden korktuk.

81-“İstedik ki Rableri, onun yerine daha gelişkin bir yapıda ve daha merhametli olabilecek bir çocuk versin.

82-“Duvar ise şehirdeki iki yetim oğlanındı. Altında onlara ait bir gömü vardı. Babaları iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki erginlik çağına gelsinler de gömülerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinin bir ikramıdır. Ben bunları, kendiliğimden yapmış değilim. İşte katlanmaya güç yetiremediğin işlerin iç yüzü budur.

Dikkat ederseniz melek, Kehf Suresi 82. ayette “Bu, Rabbinin bir ikramıdır. Ben bunları, kendiliğimden yapmış değilim.” diyerek Necm Suresi 26. Ayette belirtilen “Göklerde çok melek var ama onların şefaati (desteği) işe yaramaz. İşe yaraması için Allah’ın tercih ettiği kişiye, O’nun izni ve rızası ile olması gerekir.” ifadesinin ne demek olduğunu göstermektedir.  Ne yazık ki bazı hocalar bu bağlantıları kuramadıkları/kurmadıkları için Necm Suresi 26. ayetin ahirette meleklerin şefaat edeceğiyle ilgili olduğunu söylemektedirler.

2.3.4.2. AHİRETTE OLACAK ŞEFAAT:

Bakara Suresi 254 ve 255. ayetler şöyledir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ ۗ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

254-“Müminler! Size rızık olarak ne vermişsek, ondan hayra harcayın. Bunu; alışveriş, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden yapın. Bunları görmemekte direnenler yanlışlar içindedirler.

255-“O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, sürekli işinin başındadır. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaati (birinin yanında olmayı) kim göze alabilir? Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da O bilir. Onlar, O’nun bilgisinden izin verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar. Hâkimiyeti, gökleri de kapsar yeri de. Bu ikisini korumak O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

Bu ayetlere göre kalkış gününde Allah’ın onayı dışında bir kişiyi cennette yanına almak için o kişiye destek vermek (şefaat) yoktur. Çünkü İnfitar Suresi 19. Ayeti şöyledir.

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا ۖ وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ

19-“O gün, kimsenin kimse için bir şey yapamayacağı gündür. O gün bütün yetki Allah’ındır.

İnfitar Suresindeki ayetin benzeri Müddessir Suresinin 38 ila 48. Ayetlerinde şöyle bildirilmektedir.

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ إِلَّا أَصْحَابَ الْيَمِينِ فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ عَنِ الْمُجْرِمِينَ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ حَتَّىٰ أَتَانَا الْيَقِينُ فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ

38-“Herkes kendi yaptığına karşılık rehindir.

39-“Doğrulardan yana olanların hali başkadır.

40-“Onlar bahçelerde olur, sorup soruştururlar;

41-“suçlu olanları...

42-“Onlara, “Sizi Sakar’a sürükleyen ne oldu?” diye sorarlar.

43-“Onlar da, “Biz namaz kılan kişiler değildik.” derler.

44-“Yoksulları doyurmazdık.

45-“Dünyaya dalanlarla dalar giderdik.

46-“Hesap günü konusunda da yalan söylerdik.”

47-“Sonunda ölüm geldi çattı.” derler.

48-“Artık şefaatçilerinin şefaati onlara bir fayda vermez.

Buraya kadar anlatılan kişilerin vasıflarına dikkat edilecek olursa 46. ayette ki “Hesap günü konusunda da yalan söylerdik.” ifadesinden bu kişilerin kâfir oldukları anlaşılmaktadır. Nisa Suresinin 48. ayetinde kâfir olanların bağışlanmayacağı bilgisi ve Ahzab Suresinin 65. ayetinde kâfir olanların cehennemden çıkamayacakları bilgisi bu ayetlerle birebir örtüşmektedir. Bu kişilere şefaatçilerinin yani bu kişileri cennette yanına almak için bu kişilere destek çıkmak isteyecek olan kişilerin faydası yoktur. Peki, şefaatçilerin kimlere faydası vardır?

Taha Suresi 108 ve 109. ayetler şöyledir.

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ ۖ وَخَشَعَتِ الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

108-“O gün sesler Rahman için kısılacak, bir tarafa sapmadan dosdoğru o davetçinin peşinden gideceklerdir. Fısıltıdan başka bir şey duyamayacaksın.

109-“O gün şefaat, sadece Rahman’ın onay verdiği ve lehine söz söylenmesini kabul ettiği kişiye fayda sağlar.

Bu ayetteki ifadeler İnfitar Suresi 19. ayetinde ki “O gün bütün yetki Allah’ındır.” ifadesini belirtmektedir. Bu ayetlere göre birisini cennette yanına almak için destek çıkmak isteyecek olan kişilerin faydası (şefaat) ancak Allah’ın onay vereceği kişiler için olabilir. Peki, şefaat yasasından yararlanarak cennete gitmesi için Allah’ın onay vereceği kişiler kimlerdir?

Zuhruf Suresi 86. Ayet şöyledir.

وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

86-“Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir.

Bu ayete göre şefaatten yararlanacak (cennetteki yakınlarının yanına gidebilecek) kişiler Allah’ın cehennemden çıkmasına onay vereceği yani Nisa Suresi 48. Ayette “şirk koşmama” kuralına uyan kişilerdir. Allah ile arasına aracı koyanlar müşriklerdir. Müşrikler, cehennemden çıkarılıp cennette bulunan bir yakınlarının yanına yerleştirilmeyeceklerdir. Zuhruf Suresi 86. ayette belirtilen “bilerek doğruya şahitlik edenler” ise Allah ile arasına aracı koymayanlar yani Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik edenlerdir. Böyleleri müşrik olmadıkları için günahlarından dolayı cehenneme sokulsalar da oradan çıkarılıp cennetteki yakınlarının yanına yerleştirileceklerdir. İşte şefaat budur.

Bu bağlantıları bizden daha iyi kavrayan Allah’ın Elçisinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” Hadisi rivâyet eden Câbir dedi ki: “Büyük günahı olmayanın şefaate ne ihtiyacı olur!” (Tirmizi, Sünen, Kıyâmet 12, (2436)

Bu hadisten dolayı gelenekçiler Muhammed’i (a.s) kurtarıcı olarak görmüşlerdir. Yukarıdaki ayetlerden anlaşılacağı üzere Muhammed (a.s) kurtarıcı olduğunu söylememektedir. O sadece Allah’ın ayetlerinde belirtilen kurallar çerçevesinde bir söz söylemiştir. Muhammed’in (a.s) kurtarıcı olamayacağı Zümer Suresi 19. ayette şöyle bildirilmektedir.

أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِ

19-“Azap konusunda söylenenleri hak eden biri, (sözün en güzeline uyan) o kişi ile aynı olur mu? Ateşte olanı kurtarmak senin elinde mi?

 Bugün “Kur’ancı” dediğimiz fakat hikmet metodunu anlamayan/anlamak istemeyen kişiler gelenekçilerin yanlışına düşmemek adına bizzat şefaatin olacağını bildiren ayetleri görmezden gelmektedirler. Bir grup aşırı bir uçta bulunurken diğer grupta tam karşısında aşırı bir noktada bulunmaktadır.

2.3.5. SONRADAN KATILMA DELİLİ:

Cehennem cezası alarak Araf denilen yerde bulunan insanların şefaat hakkından yararlanarak cennete girmeleri söylendiğinde nereye gidecekleri Tur Suresindeki şu ayetlerde bildirilmektedir.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ

17-“Kendini korumuş olanlar bahçelerde ve nimetler içinde…

18-“Sahiplerinin verdikleriyle sefa sürerler. Sahipleri onları Cehennem’in azabından da korumuştur.

19-“Onlara şöyle denir: “Yiyin için; afiyet olsun. Bu, yaptıklarınıza karşılıktır.

20-“Sıra sıra dizilmiş sedirlere yaslanırlar. Onlara, iri siyah gözlü kadınları (hurileri) hizmetçi olarak veririz.

Buraya kadar bahsedilen kişilerin “cennete direk giren kişiler” ve “tartıya girerek cennete giden kişiler” olduğu anlaşılmaktadır.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ ۚ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

21-“Nesillerinden, inanıp güvenmiş (imanlı) olarak kendilerini takip etmiş olanları da o müminlere katarız. Onların yaptıklarından bir şey de eksiltmeyiz. Çünkü herkesi, kendi kazandığı bağlar.”

Önceki ayetlerle birlikte 21. ayete dikkat edilecek olursa kendini korumuş olanlar cennette nimetler içindedirler. Soylarından inanıp güvenmiş olanlarda kendilerine sonradan katılmaktadırlar. 21. Ayetteki “Onların yaptıklarından bir şey de eksiltmeyiz.” ifadesi şefaat yüzünden yanına alan konumunda olan kişinin kazandıklarında bir eksilme olmayacağını ve gelen kişinin, kendi kazandığıyla geleceğini ve diğerine yük olmayacağını göstermektedir. Özetle bu âyetler, cehennemde yalnızlaşan ve oranın azabını çeken Müslümanların cennetteki yakınlarının yanına yerleştirileceklerini göstermektedir. İşte şefaat budur.

SONUÇ:

Kuranı Kerim’de, Allah’ın kâinatta yarattığı bütün varlıklarda bulunan bir sisteme sahiptir. Nasıl ki Allah’ın yarattığı her varlık incelendiğinde içinde çok detaylı bir sistemin olduğu anlaşılıyorsa yukarıda anlatılanlardan görüleceği üzere Kuranı Kerimde de böyle bir sistem mevcuttur. Bu sistemin en önemli özelliği parçaların birbirleriyle insanların yapamayacağı şekilde fevkalade bağlantılı olmalarıdır. Bu sebeple Allah birkaç ayette “bunun bir benzerini toplanıp sizde getirebiliyorsanız getirin” diye meydan okumaktadır. Bu sistemi görmezden gelerek “ben nasıl olsa Kuran okuyorum, Kuran konuşuyorum, Kuran’a uyuyorum” diyenler Teğabun Suresi 9. ayette “O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür.” diye bildirilen aldanışı yaşayacaklardır. İşin üzücü tarafı; gelenekçiler, içlerinden geldiği gibi Kuran’dan hüküm çıkaran bu kimseleri Süleymaniye Vakfıyla aynı kefeye koymaktadırlar. Gelenekçilerin, Kur’ancılara karşı çıkma sebebine bakıldığında “hadisleri reddediyorsunuz” çıkışları görülür. Aslında bu insanlar hadisleri Kuran’ın koruyucusu olarak görürler. Bu çok doğrudur. Nebimizin sahih sözleri Kuranda ki sisteme göre çıkarılan hükümler olduğu için Kur’an’da bulunan bu sistemi gelenekçiler başka bir biçimde sahiplenirler. Kur’ancılara yaptıkları bu çıkışın altında da “Kur’an’dan keyfinize göre hüküm çıkarma rahatlığını nasıl bulabiliyorsunuz?” düşüncesi yatmaktadır. İşte Kuran’ın içine koyulan bu sistem hiçbir insana bu rahatlığı vermemektedir. Zaten bu rahatlığı vermediği için “Kur’ancılar” diye tabir edilen insanlar Süleymaniye Vakfı’na mesafeli dururlar. Kendilerini kontrol eden bir mekanizmaya girmek istemezler. Çünkü “Ben” diye öne çıkabilmenin tek yolu budur. Kur’ancılar ise gelenekçilere, “Kur’an’a gelin, istediğimizi anlayabiliriz” diye çağrıda bulunurlar. Yukarıdaki sebepten dolayı iki uç asla birleşemezler. Müslümanları birleştirecek tek şey Kur’an’a yani Kur’an’ın içindeki kontrol mekanizmasına topluca boyun eğmektir. Bu bağlamda Süleymaniye Vakfı gelenekçilere, “sizin Kur’an-ı koruyucu olarak gördüğünüz hadislerin aslında Kur’an’da bulunan bir sisteme göre söylendiği ve hadis diye uydurulan bazı sözlerin bu sisteme göre ayıklanabileceği” çağrısında bulunurken; Kur’ancılara ise “Kur’an’dan kendi başınıza hüküm çıkarmayı bırakıp Kur’an’da bulunan bu sistem altında birleşelim” çağrısında bulunur.

 

Orhan Özcan

___________________________________________

[1]Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim bu Elçiden ayrılır ve müminlerin yolundan başka yola girerse onu, saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmedir o!” (Nisa 115) Bu ayetten önceki ayetlere bakıldığında bu kişiler, ayetlerden Allah’ın gösterdiği şekilde hüküm çıkarmayan ve Allah’ın hain dediği kişilerdir.

[2]Ancak dönüş yapan(tevbe), inanıp güvenen ve iyi iş yapan başka. Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah bağışlar, ikram eder.” “Kim dönüş yapıp iyi iş yaparsa gerçekten Allah tevbesini kabul etmiş olur.” (Furkan 70-71)

 

 


DİĞER DOSYALAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.