TOPLUMSAL TABAKALAŞMADA KADININ KİMLİK PROBLEMİ

TOPLUMSAL TABAKALAŞMADA KADININ KİMLİK PROBLEMİ

Bin yıllar boyunca yaşanan kimlik problemini günümüz dünyası çözebilecek mi?

Yeni bir paradigmanın doğmaya başladığı, küresel köy halini alan dünyamızda  “Üst kimlik, Alt kimlik” kavramlarının içeriğini nasıl dolduracağız?

Feminist bilincin oluşturduğu günümüz kadının, farklı bakış açılarıyla şekillenen kimlik bunalımını aşıp köklü çözümlere ulaşıp kadının toplumsal yapıdaki yerini tanımlayabilecek miyiz?

Feminist teori; kadınların sırf kadın oldukları için yani cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları baskı ve kısıtlamalara karşı, bu haksızlıkları telafi edecek talepler etrafında mücadele ve direnişin örgütlenmesini ifade eder.

Müslümanların, Müslüman kadınının kimlik problemi var mı?

Feminizm, Müslüman bir kadın için kabul edilebilecek bir olgu/düşünce tarzı mıdır?

Müslümanların, Müslüman Kadının,  üst kimlik – alt kimlik tanımlamasına / kavramına ihtiyacı var mı?

Modern felsefenin özellikle kadim mitolojinin/metafiziksel olarak bir üst kimlik alt kimlik problemi sürekli vardır. Çağlar boyu bu problem/ler farklı şekillerde tezahür etse de problem/lerin özü hep aynı kalmıştır. Günümüzde de bu konu hala felsefi ve metafiziksel olarak bir çözüme kavuşabilmiş değildir. Bu sebeple, farklı inanç yapılarını- metafizik olguları uzlaştırma çabasında olan günümüz insanın ortak paydalarda buluşup ötekileştirici bir algıdan uzaklaşmaya ve ölçüt olarak bir üst kimlik oluşturma çabası vardır.  Kimilerine göre bu üst kimlik “ İnsanlıktır.”

Geçmişin günümüze yansıması diyebileceğimiz düşünce çatımızın merkezinde Yunanlı  ve onların eserlerini şerh eden Müslüman Filozoflar vardır.

İki Filozof ’un kadına/ aileye bakış açısını araştırdığımızda; Yunan’dan da devraldığımız Aristotales,  tüm konuları sistematik bir çerçeve de tanımladığı için çünkü Aristotales’e kadar “varlık” konusuna sistemli bir yaklaşımı görememekteyiz. Aristotales’ten devraldığımız üst kimlik alt kimlik kavramsallaştırmaları dominant bir yapıda olduğundan Aristotales kendisinden önceki felsefi sistemler üzerinden kendi dizgesini ve bu dizgenin üzerinde kavramlar sistematiğini oluşturduğu için tümdengelim ve tümevarım yöntemleriyle Mantık, Matematik, Metafizik vs. tümdengelim ve tümevarımların çerçevesini Aristotales çizdiği için Aristotalesçi mantıktan da günümüzde hala kurtulamıyoruz.

Aristoteles'e göre kadında bir şey eksiktir. Hatta kadın "eksik bir erkektir.” Üreme olayında erkek etkin ve verici iken, kadın edilgen ve alıcıdır. Çünkü çocuk erkeğin özelliklerini alır, diyordu Aristoteles. Aristoteles'in Avrupa uygarlığına bir başka katkısıda pek çok bilimin bugün dahi kullandığı bilimsel dilin kurucusu, birçok bilimi kurup düzenleyen bir filozof oluşudur. Çağının aşağı yukarı bütün bilim dallarında yapıtlar vermiş olan Aristoteles'in ortaya koyduğu kesin gözlem ve sınıflama kuralları, İbni Sina ve İbni Rüşd'ün yapıtlarının çevirileri aracılığıyla Ortaçağ’da bütün Batı kültürüne damgasını vurmuş, Aquinolu Tommaso'nun Hıristiyanlık ile Aristoteles mantığını bağdaştırmak çabalarıysa, dogmacı özelliklerinden ötürü, gelişmeyi kösteklemiştir.[1]

Aristoteles’e göre erkek, koşullar büsbütün doğaya aykırı olmadıkça yönetmeye dişiden daha yeteneklidir. Yaşlılar da gençlerden… Devlet yönetiminde yöneten ile yönetilen yer değiştirebilir. Çünkü yurttaşlar arasında doğadan bir ayrılık yoktur. Zaten belli bir doğaya sahip olanlar yurttaştır. Ancak erkek ile kadın arsındaki üstünlük, aşağılık ilişkisi süreklidir. Çünkü ikisi doğadan farklıdır. “Ruhun düşünme yetisi kölede hiç yoktur, kadında vardır ama işlemez, çocukta ise henüz gelişmemiştir” Buna bağlı olarak ahlaksal konularda da durum böyledir. Örneğin erdemden hepsi pay alır ama payları aynı ölçüde değildir; biri yönetenin diğeri yönetilenin erdemidir; nicelik değil nitelik farkı vardır. Örneğin “susma” kadının şanındandır, oysa erkek için böyle değil.

Özgür bir ev halkının yönetimi monarşidir; çünkü her evin bir tek yöneticisi vardır. Bir adamın karısı üstündeki yönetimi devlet adamının yönetimidir; çocukları üstündeki yönetimi ise bir kralın yönetimidir, kralca bir yönetimdir.

Aristoteles, bütün-parça ilişkisine dayanarak çocukların ve kadınların erdeminin ve eğitilmesinin devletin iyiliğine bir etkisi olacağını savunur. Çünkü ona göre kadınlar ergin özgür bireylerin yanını meydana getirirler; çocuklar da geleceğin yurttaşları olacaklar ve siyasal yaşama katılacaklardır.[2]

Burada, ataerkil sistemin (patriyarki) anlamı üzerinde durmak gerekir. Ataerkil sistem, bir cins olarak toplumda kadınların ezilmesi sonucunu doğuran kurumsal ve kültürel düzenleme ve uygulamaları belirtir ve genel olarak kullanıldığında erkek iktidarını ifade eder. Ancak bu ataerkil sistemin örgütlenmesinin ve uygulanmasının tarihsel ve kültürel olarak farklılık gösterdiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ataerkil aile biçiminde, baba/erkek ve soyuna dayalı ve esas olarak mülkiyetin babadan meşru oğula geçmesini güvence altına alan bir aile biçimidir.(Berktay, 2009,24)

Aristotales’in etkisinde kalan İbn-i Sina,  Metafizik adlı eserinde: “Kadının ödevi, iffetli olmaktır; çünkü kadın şehvetinde ortak olunandır ve nefsine oldukça davetkârdır. Bununla birlikte kadın, çok hilekâr ve akla pek az itaat edendir. Kadında ortaklık, büyük bir nefret ve utanca yol açar ki bu, meşhur zararlardandır. Erkekte ortaklık ise, utanca değil kıskançlığa yol açar. Kıskançlık ise dikkate alınmaz, çünkü kıskançlık şeytana itaattir. Şu halde kadında “ örtünme” ve “ağır başlılığın “ yasa olması uygundur. Bu nedenle kadının erkek gibi çalışanlardan olmaması gerekir. Bu bakımdan kadının geçiminin erkek tarafından karşılanması yasa olmalıdır. Dolayısıyla kadının geçiminin erkek tarafından karşılanması gerekir. Fakat erkek de bunun karşılığında bir bedel almalıdır. Bu bedel erkeğin kadına sahip olması, kadının ise erkeğe sahip olmamasıdır. Dolayısıyla kadının erkekten başkasıyla evlenme hakkı yoktur. Erkek ise, fazlasının hoşnut edemeyeceği ve geçimini sağlayamayacağı belirli bir sayıyı aşmak yasaklansa bile bu konuda engellenmez. Böylelikle kadından sahip olunan kısım bunun karşılığıdır. Burada sahip olunan kısım ile cinsel birleşmeyi kastetmiyorum. Çünkü cinsel ilişkiden yararlanmak, kadın ve erkek arasında ortaktır ve kadının payı erkeğinkinden daha çoktur. Çocuk ile sevinmek ve mutlu olmakta böyledir. Bilakis kadının başkası tarafından kullanılmasının mümkün olmamasını kastetmekteyim.

Çocukta ise yasa, ebeveynden her birisinin onun terbiyesini üstlenmesidir. Anne kendine özgü konuları konuları üzerine alırken baba çocuğun nafakasını temin eder. Çocuğun da ana-babasına hizmet, onlara itaat, saygı ve hürmet etmesi yasadır. Çünkü ana-baba, çocuğun varlık sebebidir. Üstelik çocuğun sıkıntısını da ana-baba yüklenmişlerdir ki açıklığı nedeniyle buna izaha gerek yoktur.[3]”der.

Kültürel geleneğin çoğunda,  Kadın- Şeytan-Şer sarmalında tanımlandığı için metalaştırılan kadın olgusunda anlaşılacağı üzere geçmiş filozofların da günümüz insanının da kadına bakış açısında farklı bir durum söz konusu değildir. Araştırdığımızda Hint kültüründe, Yahudi ve Hristiyanlıkta da durum aynıdır. Bu bağlamda feminist akımların ortaya çıkmasına şaşırmamalı. Kadınlar bu sistemde bağımsız bir biçimde düşünebilmek, yazabilmek ve eyleyebilmek için, her şeyden önce kendilerine ve birbirlerine Tanrı karşısında eşit insan varlıkları olduklarını kanıtlamak durumundaydılar. O nedenle kadının ruhu var mıdır, yok mudur diye tartışan kilise kurallarının, din adamlarının ve filozofların karşısına “Kadın, İnsandır” sloganıyla çıkıyorlardı.[4] Bu durum tıpkı; kendi kendini gerçekleştiren kehanet gibidir. “ Bir şeyi kırk kere dersen olur” düşüncesi “Kadının saçı uzun aklı kısa “ sloganları gibi.”Kadın, İnsandır” sloganı da tutar mı?

Zaman – Mekân üstü algı oluşturabilen iki filozofun perspektifinden kadın- erkek-çocuk sarmalını nasıl değerlendirdiklerini okuduktan sonra günümüzde hala bu konuların Doğuda- Batıda çözüme kavuşamamış olmasını normal karşılamak gerekir. Kadının yaratılışına ontolojik eksiklik yükleyenler, günümüzde feminizm akımlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamışlar. Peki, kadının aklının kıt olduğuna hangi akılölçerle karar verdiler? Bu sebeple günümüzde kuramcılar/ filozoflar işin içinden çıkmaya “Etkili İletişim Teknikleri” geliştirmeye çalışmaktadırlar.

İdeal,  kadın-erkek/ana – baba - evlat / toplum  ilişkilerini  sağlam bir temele  oturtup  anlamlandırabilmek ve gerçekdışı algıların/kurguların önünü kesebilmek, yozlaşmış düşünceleri temizleyebilmek,  toplumsal dayalı her tür şiddete, toplumsal tabakalaşmalardaki eşitsizliklere dur diyebilmek için vahyin kaynağına dönüş kaçınılmazdır...

Vahyin kendisi yol rehberimiz olsun.

Saygılarımla

Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. (Hucurat / 13,

“Erkek, kadın, inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız”.. (Nahl Suresi / 97)

“Ben sizden erkek ya da kadın olsun çalışan hiç kimsenin amelini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz”. (Al-i İmran Suresi / 95)

Allah, aklını işletmeyenlerin üzerine pisliği boca eder (Yunus/100)

Mürüvvet Çalışkan

 

 

[1]http://www.ezberim.biz/egitim/33697-aristo-ve-felsefesi/, Erişim Tarihi:22.4.2016.

[2]http://www.girgin.org/ansiklopedi/yunandakadin.htm. Erişim Tarihi:22.4.2016.

[3]Dördüncü Fasıl, 932-933-İbn-i Sina Metafizik/Litera Yayıncılık.)

[4]Anadolu Üniversitesi Yayınları / Feminist Teoride Açılımlar- Prof. Dr. Fatmagül Berkay


DİĞER DOSYALAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.