Yapısöküm Tekniği Işığında Bazı Kur’an Kavramlarının Analizi

Yapısöküm Tekniği Işığında Bazı Kur’an Kavramlarının Analizi

Modern sosyoloji Tarihinde "Dilin işlevi ve Rolü sorunuyla ilgilenerek Derrida, Yapı söküm yöntemini geliştiren kişidir. Derrida, kendinden önceki Metafizik İdealist düşüncelerin önderleri olan Plato, Rousseau, Hegel, Nitzschce, Heidegger, ve Froyd 'un kitaplarını baz alarak Tüm bu metinleri yapısöküm metoduyla inceleyen kişidir. Derridanın yöntemini İbn-i Arabiyle karşılaştıranlar olmuştur.[1]

Yapısöküm üç aşama içerir;

  • Tersine çevirme,
  • Yer değiştirme,
  • Yeni bir kavramın Yaratılması.

Kültür - Dil, tarihimizi incelediğimde, Yapısökümde kullanılan bu üç aşamanın aslında tekrar ve de tekrar uygulanan bir yöntem olduğunu anladım. 

          Filozoflar kavramsal düşünür. Yerel dildeki Kelimelere/ Kavramlara yeni yapı kazandırarak ve yeni kavramsallaştırmalarla üstelik her bir filozof kendi kavramsal örüntüsünü/kozasını oluşturarak düşüncesini metne/Felsefesine yansıtmak zorundadır.  Metne yansıtılan kavramların içeriğinden habersiz isek aynı dili konuşsak bile metinde verilen felsefeyi anlayamayız. Bu sebeple metinde ki anahtar kavramlar felsefeci tarafından yapılandırılır. Yeni ve eski kavram içerikleri sayesinde,  yeni bir dil oluşur ve toplumsal hafıza bu sayede meydana gelir.

           Ehli kitabın yaptığı kavramlarla oynamanın nasıl anlam sapmalarına vesile olacağı ile ilgili ayetleri düşününce...

Dilin, Toplumsallaşmada, düşünce-algı dünyamızı şekillendirmesindeki rolü tartışılmazdır. Kurandaki kavramların Kurana test ettirilerek yapılmasının en önemli ve emin yol olduğunu düşünüyorum. Yapısökümün, üç aşamasını Kur'andaki kelime- kavramlara uyguladığımda İnsan algısını "inşa" eden yanını deneyimlediğimi belirtmek isterim.

Kavramlarla, Zihinsel-Sosyal algımızı Kur'anla inşa ettikten sonra ancak Bilimsel (Fizik-Kimya- Biyoloji) algımızın şekillendirilmesi gerektiğine cani gönülden inanmaktayım. Sosyolog Agust Comte “Sociology kelimesini 1838’de Latince socius (arkadaş, dost) ve Yunanca logos (bilim) kelimelerinin bir araya getirilmesi ile oluşturuldu.  Comte insana dair bütün bilimleri–tarih, psikoloji ve ekonomi dâhil, bütünleştirmeyi istiyordu. Onun toplumsal şeması tam 19. yüzyıla özgüydü; tüm insanlığın aynı tarihsel aşamalardan (teoloji, metafizik, pozitif bilimler) geçtiğine inanıyordu ve eğer birisi bu gelişimi kavrarsa toplumsal hastalıklar için çareler de bulabilirdi. Toplum bilim ‘bilimlerin kraliçesi’ olmalıydı. Comte, Fen bilimlerinde ki kullanılan yasaları Toplumların şekillenmesinde sosyolojiye uyarladığı için tam tersini savunuyorum. Günümüzdeki bilimsel yasalarla Sosyal yasaların özdeşleştirilemeyeceğini savunuyorum. Bilim felsefesinden ahlak felsefesi çıkmaz. Çünkü toplumların şekillenmesinde Sosyal Normları Allah belirler. Nebi - Elçiler sosyal norm koymamışlardır. İndirilen sosyal normların ilk uyanı ve uyarlayıcısı olmuşlardır. İlk önce Zihinsel,  Sosyal algımızın inşa edilmesi gerekir. Denge noktasına ihtiyacımız var. Allah’ın farklı yerler için farklı yasalarının olduğuna inanmaktayım. Modern bilim bir yerde geçerli olan bir yasayı genelleme yaparak her yere uyarlama peşinde olduğu için makro- mikro uyumumuz yok.  Ve işin içine Darwinizim/Sosyal Darwinizm ve Kaos teorisi yeniden yapılandırılarak, düzen-düzensizlik tanılandırılmaya çalışılmaktadır. Materyalist evrim teorisini yıkmak ve yeniden yapılandırmak için Kaos teorisi yeniden tanımlandırılmaya çalışılmaktadır. Düzensizlikten düzen ya da düzenden düzensizlik çıkmaz, Ancak Düzenden düzenin çıktığına inanmaktayım. Mülk suresinin ilk ayetleri... Allah’ın,  düzenini düzensizleştirenler sınava tabi tutulanlardır. Bilim dünyasında sınava tutulduğumuz gerçeğini görmezden geldiğimiz için gerçek şu ki Kuantum dünyasının/Mekaniğinin MANTIĞINI çözebilmiş değiliz. Ne batının zıtlık mantığı ne doğunun Saçaklı mantığı Kuantum Mekaniğinin işleyişini tam olarak felsefesini yansıtamaz.  Her iki mantık tutumunun bir sürü açmazları var. Bu sebeple Kuantum biliminde metafizik yorumlar Bilimsel yorumlara uyarlanmaktadır. Bizim, Mantıksal Dengeye ihtiyacımız var.

Kuranda, Bazı kavramlar var ki  "Müstağni"  kavramı gibi YARATAN-YARATILAN dengesini inşa ediyor. Kendimizi ihtiyaç sız gördüğümüzde Allah tan kopuk tasavvurlara sebebiyet veriyoruz. Modern bilimde, Öncelikli olarak Yaratıcı tasavvuru yoktur. Batı Bilim felsefesi zıt kutupluk üzerinden inşa edilmiştir. Yapı söküm metoduyla kendisini yeniden yapılandırarak sadece yaratılmış varlıklar üzerinden Allah yokmuş gibi konulara değindiği için İnananlarda bilimsel veriler üzerinden Allah’ın varlığını ispatlamaya kalkmaktadırlar. Tıpkı geçmişteki Kelamcılar gibi...

Bilimi metalaştıran /putlaştıran Materyalist mantıkta Tanrıya yer yoktur. 

Ayetlerde Müstağni kavramını taradığımda, Yaratan - Yaratılan dengesi sağlamaktadır Müstağni kavram YARATILAN-YARATILAN dengesini sağlamak İÇİN KULLANILAN BİR KAVRAM DEĞİLdir... Kibirlenmek ayrı bir algı meydana getiriyor fakat Müstağni kavramı Yaratılan- Yaratan dengesi kurduruyor. Öncelikle, Allah yokmuş gibi davranamıyoruz.

Hidayet kavramı üzerinden konuyu ele aldığımızda; Hidayet kavramı Nebi- Elçi için Yol gösterici oluyor fakat Nebi- Elçi Hidayete erdiren kişi olmuyor. Sen sevdiğini bile doğru yola getiremezsin.(Kasas/56) Arap toplumunda “Hadi” bir unvanmış ve deve kervanı en emin şekilde çölden geçiren rehbere/kişiye denirmiş. Çöl kanununa göre kişi “Hadi”ye uyumazsa bu çölde ölüm demekmiş. Bu yüzden kervanda ki herkes canını malını  “Hadi”ye teslim edermiş. Cenab-ı Allah El Emin olan Resulullah’a, “Sen kitap nedir iman nedir bilmezdin diyerek” (Şura/52) Elçimizi Nebi- Resul olarak ıstefa/ seçmiş. Seçilen Elçiler benim Rabbim senin Rabbin olan Allah’a iman edin demişlerdir. (Maide/72)  Hiçbir Elçiye yakışmaz ki Allah onlara kitabı ve hikmeti versin sonra gelin bana kul olun desin.(Al-i İmran/79)  Ancak Hidayete erdiren Allah’tır.  (Kasas/56)  Allah dileyeni / dilediğini hidayete erdirir.(Kehf/29)

HABER-NEBE kavramlarını, ZAN-HESAP kavramlarını Kur'andan anlamaya çalıştığımda Ufuk açıcı bir inşayla karşı karşıya kaldım. Yaratan-Yaratılan-Dünya-Ahiret dengesini Bu ikili kavram örüntüsüyle daha bir güzel algıladım. Bu kavramlarda çapraz ve ters mantık örüntüsü var. Yaratılan-Yaratan Dengesini kurduran yapı örüntüsünde, Allah bildirmez ise hiç bir şeyin bilgisine sahip olamayız ilkesini vurguladı.

Nebi-Resul farkı iyice idrak edildikten sonra N-b-e ve H-b-r farkı daha güzel anlaşılıyor. Allah’ın Esmalarına antropomorfist bir anlam yükleyen Said-i Nursi ve diğerleri bu iki kavramın idrakinden sonra kimseyi saptıramaz. Biz kimseye Allah’ın esmalarını yakıştıramayız,  Allah’tır El Habir olan...

Zahirden bize göre, gördüğümüz şeylerde,  Kehf 68-91 ve Neml- 7,  Kasas 29 geçen kavram H-B-R fakat Allah olayların iç yüzünü bildirir ise ancak N-B-E bilgi sahibi oluyoruz.  Elçimizin  hatemen Nebi/son Nebi olması daha bir anlam kazanıyor.

            Bu iki kavramın geçtiği ayetleri; Türkçe Mealler için Alfabetik fihrist/işaret yayınları /Ertuğrul Özalp 

Kuranla ilgili genel bilgiler ve kelime ve konulu indeksi / Ahmet Tekinin Fihristinden baktığım da,  H - Harfi; Haber - Haberci, haber veren vs. Ayetlere tek tek baktığımız da TÜM N-B- E ve H-B-R kavramları sadece “Haber” ”Haberciler”  diye çevrilmiş.

Ertuğrul Özalp’ in fihristinde de  tamamen; Nebi ve nübüvvet kavramları Türkçeye  "Haberci (ler)"  diye çevirmiş.  ; 2/213, 3/ 79-81-161, 4/163, 6/112, 17/55, 19/51- 53-, 55-56, 25 /31, 33/7-38, 45/16, 57/26

Bakara - 31- 33 ' ten başlayarak N-B-E kavramsallaştırması Türkçeye “Haber” diye tercüme edilince algıda kırıklıklar başlıyor. Allah’ın Halifesi Âdem mubahlaşıyor. Haber veren, alan,  getiren girift bir hal alıyor. Resul’ün aldığı vahyi içsel bilinçaltının dışa vurumu, yaratıcı hayal gücü ya da toplumsal şuur dışından çözümler üreten kişi olarak algılarız.  Bu da en çok Şirk koşanların işine yaramış... Bil kuvve potansiyelli aydınlanmış haber veren Elçiler ilahlaştırılabiliyor. Düz bir mantıkla çevirilerden yola çıkarak Hatta ARAPÇA BİLENLER İÇİN BİLE BU İKİ KAVRAM YERLİ YERİNDE DEĞERLENDİRİLMEZ İSE NEBİ- RESUL FARKI İDRAK EDİLMEZ İSE Bilinmeyenlerin bildirilmesi, Önemi kısaca Gayb vs. hepsi iç içe geçiyor. Ayetlerin çevirisinden yola çıkarak özellikle mealler açısından, Türk dilindeki yapıdan kaynaklanan zorunlulukla NEBİ-NÜBÜVVET- NEBEE NİN Türkçe moda mod karşılığı YOK. Bir Müslüman için Allah’ın müdahil olmadığı hiç bir alan olamaz...

Biz, hiç bir şeyi,  Allah bildirmez ise bilemeyiz. Örnek ayetler; Yunus / 18, Yusuf/ 15-37-45, Rad/ 33 gibi Hud/1 İsra/17-30-95-96

Ayrıca Her iki kavramın geçtiği ayetler

  • Tevbe/94
  • Fatır/14
  • Tahrim/3

Şeyhim kalbimden geçenleri bilir diyenlere El Cevap Mülk /13-14

Allah yaptıklarımızdan haberdardır- Bize şah damarımızdan daha yakındır- El Habirdir, El Latiftir- El Basirdir, El Semidir, El Âlimdir, El Hâkimdir...

  • Bakara/ 234-271 En'am/ 103

Hesap ve Zan kavramlarını Kurandan araştırdığım da,  aynı çeviri hatalarıyla karşılaştım. Düşünce çok genel bir olgudur. Zan bir düşünce biçimidir. Rüya ve hayallerimiz de birer düşünce biçimidir. Aslına bakılırsa hepsi Zihnimizin faaliyetidir. Bilinen olaylar üzerinden düşünmek realist bir şekilde başka bir şey hayali kurgularla düşünmek zannetmek başka bir şeydir.  Kur’an bizi bu konuda uyarıp dengeliyor. (Yunus -36) 

Allah bize yeter ne güzel vekil.   Allah hesabı çabuk görendir. Ayetlerde geçen kavram sürekli H-S-B kavramı ve bir Müslüman soyut anlamda gerçeklik olarak hesap ederken gerçek olaylardan yola çıkarak hesap ettiği için Allaha dayanıp güveniyor, kendinden eminken oluyor fakat kurgu olan zannetmek için aynı şeyi söyleyemiyoruz.

"Hesap" kavramının geçtiği ayetleri taradığımda Anlam bütünlüğü içinde (Allah’ın Muaheze etmesi Vadinin hak olduğunu, Allah’ın şah damarımızdan daha yakın olduğunu kâinatın oyun olsun diye yaratılmadığını imtihana çekildiğimizi tövbe- istiğfar etmenin önemi yemin kefaretinin neden önemli olduğunu vs. idrak ediyoruz.)  Hesap kitap var kurtuluş yok...

Ayla güneşin bir hesapla oluşu ve bize zamanı ölçer olarak sunulması büyük bir lütuf. Zihinsel algımız inşa ediliyor. Bilim felsefemizde ki, Kuantuma göre Atom altına inince zaman ve mekân algımız değişir. Kuantum teorileri sayesinde Fiziki dünya algımız değiştiği için Maddenin olmadığı sadece elektrik ağlarıyla çevrili bir alanla karşı karşıya olduğumuz zannediliyor. Her şey zihnimizin ürettiği olgu-olaylardan ibaret olanca Hologram bir dünyada yaşadığımız var sayılabiliyor. Hologram felsefesine göre parça bütünün bilgisini taşır. Uzak doğu metafiziği de işin içine girdiğinden Dışarda bir yerde gerçek diye bir şey yok aslında madde dediğimiz olgu zihnimiz ürettiği bir şey olunca “Âlemlerin hepsi hayal.” Tam bir vahdet-i vücut veya Şuhut öğretisi... Renk, tat, koku da sadece zihnimizin algıladığı bir takım sinyallerden ibaret olunca Güneşin gölgeye delil kılınması gözden kaçıyor (Furkan/45) ve Kuantum Felsefesinde, gölgenin varlığını tanımlandıramıyoruz.

İnsan var olduğu andan itibaren içinde bulunduğu âlemin nasıl meydana geldiğini, hangi maddeden oluştuğunu, bu var oluşta bir failin bulunup bulunmadığını, âlemin var olmasının bir amaca yönelik olup olmadığını ve bunun gibi sorulara cevaplar aramıştır. Bu bağlamda âlemin yaratılışına ilişkin çeşitli tasvir ve izahlar getirilmeye çalışılmıştır. Bu izahları en ilkelinden en gelişmişine kadar toplumların hepsinde görmek mümkündür. Örneğin eski Roma kozmogonisinde “Janus” (güneş veya gök) ilk olandır ve o, kendi dışındaki şeylerin sebebidir. Roma’nın daha sonraki dönemlerinde ise yaratılış teorisi Yunan düşüncesindeki kaos fikriyle belirlenmiştir. Yaratılışa dair çeşitli teorilere rağmen insanın bu konudaki olan merakını gidermek pek mümkün olmamıştır. Çünkü konu, metafizik boyuta ilişkin olan bir meseledir.[2] 

Kabalaya, göre de Yeryüzünde yaşanan her şey gökyüzünün bir yansımasıdır. Determinizme, Fatalizme göre de KADER EZELDE YAZILMIŞ" Olunca “BİZİ NİYE SORUMLU TUTUYORSUN ALLAH'IM ENBİYA 13-23 GÜZEL CEVAP ya da HAKKA 20-26 Bizim zannımız HAKİKATİMİZ OLUYOR ONLARIN ZANNI HÜSRAN...

Rabbimiz, Kâfirlerin kullandığı dil terminolojisini önümüze sunarken Müslümanın Takınacağı ve Takınmayacağı tutumu bize kavramlarla bildirmektedir.

Yapısöküm tekniğini kullanarak taradığım diğer kavramlar, İntikam, Mekr, Delalet, Rablik, İlahlık, Din, Millet, Emr,  

Araf -7 de Nuh as. Toplumunu doğru yola çağırırken kendisini sapıklıkla- suçlayan kavmine bende sapıklık yok diye uyarmaktadır.

Kişilerin önderliğinde Oluşturulmuş Millet olgusu toplumsal algımızın şekillenmesinde Kültürel-Dinsel Tahakküm edici rol oynar. Bu sebeple anladım ki Bir Millete uyacaksak uymamız gereken İbrahim as. Din kurucusu değildir. Din tebliğcisidir. Türkçe çevirilerde Bu iki kavram arasındaki ayrıma maalesef dikkat edilmiyor. Ayrıca anladım ki;  Millet, Milleti oluşturan Ümmetlerden de oluşabilir.  Ümmetler Farklı düşünce çatıları geliştirmiş ana topluluklardır. Her ümmete bir elçi gönderilmiş. (Nahl/36)

Kavramlar tasavvurlarımız kurmada ne kadar önemli ise kelimelerin aldığı Ekler de bir o kadar önemlidir. Dilde kullanılan ekler sayesinde cümleler kurarız. Konuşabilmek için kavramlar tek başına yeterli değildir. Tıpkı, bir Arabayı araba yapan küçücük vidalar olmasaydı arabadan bahsetmemiz olanaksızlaşırdı. Tek tek parçalarını sayabiliriz kapı, direksiyon, cam vs fakat Parçaları bir araya getirip bir araba diye adlandırmamız vidalar sayesinde mümkün olur. Ağaçtan yapılan bir masa içinde durum aynıdır. Çiviler olmasaydı masa diye bir varlık olur muydu? Verdiğim örneklerde vida ve çivi ne ise konuşma dilinde ekler de aynı işlevi görür. Bu yüzden dilciler eklere çok önem verirler. Mantık ilmi de ekler üzerinden sistematik hale gelir. Ve - veya- ya da-ise  ancak- ancak- değil- hem-hem-, ne- nede- Bu yüzden Önerme ekleri çok önemlidir!

Yunandan bu yana Mantık ilmiyle kimlerin uğraştığını neden Mantık diye özel bir ilme ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamamız gerekir. Mantıklı düşünmek başka bir şeydir. Mantığı sistematikleştirmek başka bir şeydir.

Felsefe tarihinde, Mantığın kurucusu "Aristo" olarak bilinir. Neden, Aristo kendi evren tasavvurunu/ tezini savunmak için kendi mantığını sistematikleştirmeye ihtiyaç duydu? İlk Hareket ettiriciye inanan sonra tahtına oturan Tanrı tasavvuruna sahip bir Filozofun Sistemleştirdiği mantık bizi Determinist, Fatalist, Cebriyeci, Mekanik dünya tasavvuruna götürdü.  Kuantum bilimle Aristo mantığı çöktü. Çağlar boyu, Bilimsel düşünce de Aristo mantığıyla şekillendi. 1960’lardan sonra özellikle atom parçalandıktan sonra, Aristo’nun kurduğu sistemin dışında çağımız da yeni bir mantık sistemi kurmaya çalışan birçok filozof var. Sistematik düşünceyi kim kurarsa kitleleri peşinden sürükler Tıpkı Aristo gibi. Varoluşumuzun Amacı kişilerin düşünceleri ile şekillenir ise Tanrı-Evren-İnsan tasavvurumuz nasıl olur? Kula kulluktan kurtulabilir miyiz? Bilginin kaynağını temellendirme problemimiz var. Birçok doğru bildiğimiz yanlışın var olduğunu öğrendik/anladık. Doğru düşünebilmemiz ancak ve de ancak Kur’an’la mümkündür. Başka yolu yok. Neden Mantığı sistemleştiren hep filozoflar olmuştur. Mantık ilmi/Sistemli düşünme/Sistemli Akıl yürütme/İnsanları bir kalıp çerçevesinde aynı şekilde düşünmeye yöneltebilmek için sistem kurmak şarttır.

Kur'an bize mantıklı düşünmeyi öğreten tek kaynak Kavramlarıyla- önermeleriyle.

Dinde nasıl hurafeler varsa, Bilimde de öyle/aynı hurafelerimiz var. İnsanlar da kolay kolay hurafelerini bırakmazlar. Kuantum Felsefesiyle Tasavvurlarımız değişmeye başlandı. Umberto Eco'nun da dediği gibi Avrupa kusursuz dil arayışında.[3] Bilimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan,  Küresel Sermaye/ darların hedefi İnsanları ortak (Tasavvurda) bir evrensel dilde buluşturmaktır.  Kuantum felsefesi ile ortak dil kolay hale geldi. Özellikle bu durum medya ile (yazılı- görsel) ve eğitimle sağlandığı için çok dikkatli olmalıyız. Her yer de mantar gibi Tasavvuf, Uzakdoğu Felsefesi, Kabala ve Mistik kitaplar var.

Allah’ın kelimelerinin yerini değiştirecek hiçbir kuvvet- kudret yok. (En’am/34,115)  Düzgün aklı yürütmenin temellerini ancak Rabbimiz bize öğretir. Bu durum, Düzgün akıl yürütmenin genel ilkelerini ortaya koymaya çalışan Mantıkçı için oldukça tehlikelidir. Bir felsefeci(!) gözüyle sırf bu yüzden Kur’an’a dönmemizin istenmediğini düşünmekteyim. Kendi kurdukları / sistematikleştirdikleri Mantık ilimlerini çökerttiği için Batı vs. ile Kur’an’a uydukça anlaşamayız.

Bilgi olmadan İman, İnanç ve Amel olmayacağına göre. Rabbimiz, ayetleri doğru anlayan doğru yaşayan Kullarından olmamızı nasip etsin.

Es'selamun Aleykum.

Mürüvvet Çalışkan

 

[1] İbni Arabi ve Derrida - Tasavvuf ve Yapısöküm (Tasavvuf ve Yapısöküm) Orjinal isim: Sufism and Deconstruction Ian Almond Ayrıntı Yayınları / İdea Dizisi

[2] Yüksek Lisans tezi-Süleyman Demirel üniversitesi-Bilge han Bengü Torkuk- 2006.

[3]Umberto Eco,  Avrupa kültüründe kusursuz dil arayışı, Literatür Yayıncılık Dağıtım, 2004.


DİĞER DOSYALAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.