• İmam Hatipliler "Deist" mi Oluyor?

    İmam Hatipliler "Deist" mi Oluyor?
    6.4.2018

    Detayı Göster

    FITRAT HABER (İstanbul) -  Son günlerde "imam hatipli gençler deizme kayıyor" tartışması alıp başını yürüdü. Bu konu Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün şehirdeki dini vakıflarla düzenlediği “gençlik ve inanç” konulu çalıştayda ortaya çıktı. 

    Çalıştay sonucu, imam hatipli gençlerin deizme kaydığı öne sürüldü. 

    Nedir Deizm? Hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Yaratıcı inancı. Bu da demek oluyor ki, gençler Allah'ın varlığına inanıyor ama dini, Kur'an'ı ve Resulleri yok sayıyor.

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve İHL Meslek Dersi öğretmenlerinden oluşan 50 öğretmenin katıldığı çalıştayda, ortaya çıkan tespitler şu şekilde:

    Öğrencilerin anlatılan dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kaydığı, din dersi öğretmeninin öğrencisine uygun rol model olamadığı, çocukların sorularının ya yanıtsız kaldığı ya da bastırıldığı, MEB’in ders materyallerinin çocuklar değil yetişkinlere uygun ve yetersiz olduğu sonucuna ulaşıldı.

    İmam hatip öğretmenlerinin beş grup halinde yaptığı müzakerelerle oluşturulan çalıştayda, “İtikadî anlamda sorunları olan gençlerde özellikle deizm inancı ön plana çıkmakta, ateizm bu bağlamda daha geride kalmaktadır” tespiti yapıldı. Öğrencilerin kötülük meselesi çerçevesinde “Neden Tanrı’nın yeryüzünde kötülüklere müdahale etmediği ve sessiz kaldığı” sorusu bir inanç problemi olarak değerlendirildi ve kader, Allah’ın zatı ve tasavvuru, sabır, tevekkül gibi konuların anlaşılamadığı vurgulandı.

    Çalıştayda din adamlarının birbiri ile çelişen açıklamaları da eleştirildi. Okullardaki din ve bilimin çeliştiği düşüncesini besleyecek dini anlatımların öğrencilerde inanç problemlerine neden olduğu belirtilerek “Hurafeler din addedilmektedir. Dini anlatan kişiler arasında yaşanan tartışmalar ve sunulan dini bilgilerdeki tutarsızlıklar gençlerde din düşüncesinin saygınlığına zarar vermektedir” denildi. Gençlerin eşcinsellik konusundaki tutum ve bakış açılarındaki değişimin de tartışıldığı çalıştayda, “Eşcinsellik, pek çok lise öğrencisinde normal ve hatta sempatik görülebilmekte ve bir sapkınlık olarak değil cinsel bir tercih olarak nitelendirilmektedir. Öğrenciler eşcinselliği özgürlük bağlamında anlamakta, özgürlüğün ne olduğu öğrenciye yeterince anlatılamamaktadır” sonucuna varıldı.

    Çalıştayda din dersi öğretmenlerinin mizacının sert olması ergenlik çağındaki öğrencilerin öğretmenle devamlı çatışma yaşamalarına neden olduğu ve bunun da derse karşı olumsuz tutum oluşturduğu belirtildi.

     

  • Detayı Gizle

Yorumumuz

  • Abdülaziz Bayındır ile İnanç Üzerine Yaptığımız Röportaj

    Hocam, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve İHL Meslek Dersi öğretmenlerinden oluşan 50 öğretmenin katıldığı çalıştayda bir veri ortaya koymasını doğru buluyor musunuz?

    Öncelikle ortaya bir veri koymaları normal tabii öncelikle bu çalıştaya katılan öğretim üyeleri ve hocalar acaba doğru bir inanca sahipler mi? Kendileri bastırılmış bir inancı zorla kabul etmişler mi yoksa sorguladıktan sonra kesin inanmışlar mı? Biliyorsunuz bizde, sorma inan denir ve baskı yapılır. Bir çok kimse inanmadığı halde kafir sayılmasından korkarak inanmış gözükür bunda bir hikmet vardır der. Kendi zihninde de tartışmaya yanaşmaz. Böyle kişiler soru sorulmasını asla istemezler; gerek imam hatip okullarında gerek, ilahiyat fakültelerinde gerekse camilerde sorunun sorulması hocalar tarafından kabul edilmez, biz ne diyorsak onu kabul edin.

    Soru sormak yasaktır. Medreselerde de durum böyledir, bu din kendi aslı mecrasından ciddi anlamda kaydırılmış insanları biz Kur’an’a yönlendiriyoruz ama Kur’an-i Kerim’in mealleri de ciddi anlamda kişileri bu Allah’ın kitabı olmaz dedirtecek noktaya getirmiş durumdadır.

    Ben bu gidişatın çok hayırlara vesile olacağını düşünüyorum. Benzer durum bugün Avrupa’da yaşanıyor. Fransız ihtilali sonrası Avrupa’da rahatça dinin tartışılacağı bir ortam meydana geldi. Çünkü eskiden din hakkında konuşan kişi idam ediliyordu. Ama rahatça tartışılan bir ortam oluşunca kiliseler terk edildi. Benim gözlemlediğim Papazlar dahil inanan çok az kişi var, bir görev olarak yapılıyor ve kiliseler bomboş.

    İslam Aleminde onlardan farklı olarak elimizde Kur’an-ı Kerim var. Yanlış anlamları tespit edeceğimiz imkanlar var ama bu tartışma ortamı bilhassa sosyal medyanın devrede olması, ister istemez sorgulamayı gündem de tutuyor, insanlar da sorulan sorulara cevaplar arıyorlar. Hocalar da yetiştirildiği ortamın fazlaca etkisinde kaldığı için zihinleri şartlanmış, bir müddet sonra bu şartlanmışlığı gerçek ilim ve iman gibi kabul ettikleri için bu sorulardan kaçıyorlar ama kaçamayacaklar. İnsanlar diyor ki, siz Allah’ın dini diyorsunuz, Allah’ın Kitabı, Allah’ın son Nebisi diyorsunuz. İnanmamızı istediğiniz şeylerle ilgili bir mantık yok! İnanmak demek güvenmek demektir. Güvenmediğimiz şeye nasıl inanabiliriz.

    -       Hocam bir diğer önemli konu da öğrencilerin dini bilgiler de tutarsızlık olduğu için deizme kaydığı düşünülüyor olması.

    -       Tabii ki tutarsız, şuanda elinde olan meal diyanet vakfı meali bana oradan sorular soracaksın bakalım bu meali kimler hazırlamış. Türkiye’nin en önde gelen ilim adamları. Prof, Dr. Hayrettin Karaman bugün Türkiye’de en etkili Hoca olarak kabul ediliyor, Ali Özek İslam Enstitüsü İlahiyat fakültelerinin en eski hocası Mısır’da yetişmiş bir hoca, İbrahim Kafidönmez bugün Diyanete bağlı 29 Mayıs Üniversitesinin Rektörü, Mustafa Çağrıcı Eski İstanbul Müftüsü, Sadrettin Gümüş İlahiyat Fakültesinin Tefsir Hocası ve yine hocalığa 29 Mayıs Üniversitesinde devam ediyor. Bir de Hayri Turgut var o vefat etti. Bunlar Türkiye’nin en önde gelen hocaları.

    -       Senin hazırladığın bir soru vardı. Gaybla ilgili. Kur’an’ı Kerimi ilk açtığımız zaman ne çıkıyor karşımıza?

    -       Kur’an’ı Kerim’de ilk olarak Bakara suresinde onlar gayba inanırlar deniyor.

    -       Gayb ne demek baktın mı?

    -       Evet. Baktım ama mealden çok fazla bir bilgiye sahip olmadım.

    -       Gayb kelimesi bizim Türkçemizde de vardır. Mesela benim param kayboldu. Kaybolduğuna inanırım güzel de… Gayb ne demek?  Kayboldu niye diyorum çünkü yerini bilmiyorum. Bilmediğim şey gaybdır. Bilmediğim şeye nasıl inanacağım? İki türlü gayb vardır birisi mutlak gaybdır, onu Allah’tan başkası bilmez. İkincisi ise göreceli gaybdır. Senin içinde olanı ben bilmem, benim içimde olanı da sen bilmezsin. Onun için gayba inanırlar değil de imanları kendi gayblarındadır. Yani kalpten inanırlar yani içten samimi olarak inanırlar. Gayba inanırlara, Eşhedü dedirtiyorlar. Görmediğim bilmediğim birşeye nasıl şahit olabilirim. Aklı başında bir çocuk meal okuduğu zaman soru sorma ihtiyacı hissediyor. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

    -       Hocam aynı surenin 7. Ayetinde Allah Onların Kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerine de bir perde indirilmiştir ve onlar için dünya ve ahirette büyük bir azap vardır deniyor.

    -       .Allah bir kişin kalbini, kulağını mühürlemişse gözüne de perde çekmişse bu kişi ne yapabilir? Bu kişi kafirlikle suçlanıyor. Bu ayete göre böyle bir kişiye ancak acınır. Halbuki bu meali verenler biraz Arapça bilseler başına sadece sanki getirilse o zaman buradaki anlatımın bir teşbih olduğu ortaya çıkacak. O zaman mana ne gerçekleri görmek istiyorlar, ne duymak istiyorlar ne de anlamak istiyorlar olur. O zaman bu kişi kendini bu hale getirmiş olmaz mı? Maalesef ne kadar meal varsa hepsi böyledir. Adeta pazara mal yetiştir gibi meal çıkarıyorlar.

    -       Hocam, aynı surenin 30. ayetinden devam edecek olursak, burada ve dip notlarda epeyce sıkıntılar var. Bakara Suresi 30. Ayette Allah Meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.

    -       Halife yaratacağımdan demekten, bir çocuk halife dendiği zaman ne anlar? Aklına Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a), Osmanlı Halifeleri, Emevi, Abbasi halifeleri kısacası siyasi otoritenin başı aklına gelir.

    -       Peki Melekler ayetin devamında ne diyor?  Bizler hamdinle tesbih ve takdis ederken orada fesat çıkaracak kan dökecek birini mi yaratacaksın?

    -       Dip notta halife için ne yazıyor?

    -       Halife vekil temsilci. Allah yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere insanı yaratmış, Allah’ın işlerini yapacak Yani Allah’ın yerine geçecek birisi iradesini temsil edecek. Birisinin Allah’ı temsil edebilir mi? Diyelim ki İstanbul valisi bir yere gidiyor, Vali’nin temsilcisi Vali’nin yaptıklarından başka bir şey yapabilir mi? Allah beni temsil edecek birisini yaratacağım dediyse, melekler orada kan dökecek birini mi yaratıyorsun diyor. O zaman yeryüzünde kan döken kim olur? Allah olur değil mi? Peki Melekler Allah’a ne demiş olur! senden çektiğimiz yetmiyor, bir de insanı mı bela edeceksin başımıza. Mana böyle olur. Peki bu Allah’ın kelamı olur mu? Allah imtihandan geçiriliyor mu ki, temsilcisi imtihandan geçirilsin. Bunlara kim inanır. İnanmamak için yapılmış. Eğer bu Allah’ın sözüyse böyle bir söz olmaz der bunu okuyan. Hiç kimse Ateist olmaz Allah böyle bir söz söylemez der. Allah’a iftira ediyorsunuz der ve hocası ona sen dinsiz oldun der. Peki bu soruyu soran mı dinsiz oluyor. Yoksa bu meali yapan mı?

    -       Bakara Suresi 30. Ayeti şöyle düşünelim. Bir tarafta Allah var diğer tarafta Melekler ona soru soruyor. Bu tablo neyi hatırlatıyor? Melekler biz yetmiyor muyuz? Diyor. İtiraz ediyor ediyorlar. Sanki bir kadın kocasına itiraz ediyor, ben senin neyine yetmiyorum da başka bir kadına ihtiyaç duyuyorsun diyor.

    -       Bu ayete göre Melekler Allah’a itiraz etmiyor mu? Bugüne kadar Melekler hiç itiraz etmez hep itaat eder diye öğretilmiyor mu? Çocuklar kime inanacaklar. Bu çocuklar inanmamakta yerden göğe kadar haklı değiller mi? Mealin devamında da Sizin bilemeyeceklerinizi ben bilirim diyor Allah’u Teala. Ayete verilen meal gelenekte hep böyledir. İslam alemi Abbasilerden itibaren hep böyle sorgulayamaz hale getirilmiştir. Öyle bir din ki Kur’an’a uymaz Resulullah’ın sözlerine uymaz, akla, mantığa uymaz. Sorgularsan yapacağı tek şey vardır. Kafir oldun deyip kelleni uçurmak. Kafir oldun demekle yetinmeyip, dinden dönen için öldürülür hükmü çıkarmışlardır. Dinden dönmeye ise kendileri karar veriyorlar. İnsanların kalplerini biliyorlar sanki.

    -       Hocam, Çalıştayda Çocukların sorularının ya yanıtsız kaldığı ya da bastırıldığı tespit edilmiş. 30.10.2015 Tarihinde İranlı üniversite öğrencisi Hüsameddin Ferzizâde’nin (Uydurulan İslâm’dan İndirilen İslâm’a Yolculuk) başlıklı çalışması, Şii kültürel mirasını ve din anlayışını sorgulaması sebebiyle ülkesinde İdam'a mahkum edilmiştir. Bu tür örnekler karşısında tavrımız ne olmalıdır?

    -       Bizde bu durum aynıdır. İmam Hatip Okullarında, İlahiyatlarda okutulan kitapların hepsinde öyledir. Sorgulayamazsın! Sorgularsan öldürülürsün. Türkiye’de laiklik varda sorgulayabiliyorsun. Dinde zorlamanın hiçbir çeşidi olmaz. Maalesef Abbasilerden itibaren din Allah’ın dini olmaktan çıktığı için sorgulamayı yasaklamayı bırakın herşey yasaktır. Bugün Ebu Suud dediğimiz zaman herkes sygı ile ayağa kalkar. Osmanlının en zirve olduğu dönemde Şeyh’ül İslamdır. İbn Kemal’de. İbn Kemal’in Kırk hadis diye bir kitabı var Süleymaniye Kütüphanesinde El yazması eserinden okudum ne yapacağınızı bilmediğiniz zaman kabir ehlinden yardım isteyin yazıyor. Halbuki Fatiha sursinde yalnız sana kulluk ederiz yalnız senden yardım isteriz deniyor. Bugün Eyüp Sultan camiine gidin orada kabir ehlinden yardım isteyin yazar. Şeyhul İslam bunu hiçbir delile dayanmadan söylemiştir. Sorgulayan olursa o dönem öldürülür. Bir çocuğa Fatiha suresini okutuyorsunuz, yalnız senden yardım isterim diyor, Tasavvuf dersini okutuyorsunuz Allah’la insan arasına girmeyen yok. Çocuk size mi inanacak Kur’an’a mı?

    -       Ebu Suud’un İbn Abidin diye bir özet bir kitabı var. Orada bir öğrenci Nebi’nin bütün sözleri amel edilmesi gereken söz müdür? diye soruyor. Öğrenci hocasına bu soruyu soramaz mı? Tabii ki soracak. Ebu Suud’un verdiği cevap: Bu soru tarzı onunla amel eden edilmeyeceğini gösterir tarzda olduğu için söyleyen kişi kafir olur. İmanını tazelemesi emredilir, tazelemezse öldürülür. İkinci bir ifade ise onu bu söz zındık yapar. Tövbe etse de öldürülür. O ortamda bunu söyleyen öğrencinin, başka bir öğrenci kalkıp boynunu vursa, Osmanlı yargı sistemine göre asla sorumlu tutulmaz. Böyle bir toplumda insanlar sorgulama yapmadıklarında Mümin mi oluyorlar? Koskocaman Osmanlı Devleti içi çürümüş bir ağaç gibi boşuna kuruyup gitmedi. 19. Yüzyılda Batılıların Osmanlıyı hakimiyet altına alması inanılır gibi değildir. Bugün de öyledir. Bu derece gerçekleri görmemek, dumura uğramak işte bu geleneksel yapı yüzündendir. Osmanlı da bilgi ortaya koyan bir tane insan çıkmamıştır. Hep ezber yapılmıştır. Ezber yapan ise alim olamaz. Bu çocuklar boşuna mı sorguluyor? Şimdi bu çocuklar mı suçlu yoksa onların karşısına hoca diye çıkanlar mı? Bu sebeple meal okumayın diyorlar çünkü tutarsızlıkları ortaya çıkar.

    -       Hocam, Çalıştayda Kader, Allah’ın zatı ve tasavvuru, sabır, tevekkül gibi konuların anlaşılamadığı da vurgulandı. Bu konuda ki eksiklik sizce nedir?

    -       Diye bir iman yoktur. Cibril hadisine dayandırılır. İmam Maturidi bunu şöyle anlatıyor: Hayrın ölçüsünü de Şerrin ölçüsünü de koyan Allah’tır. Yani hayrı ve şerri Allah belirler. Kader için doğmadan bellidir derler. Peki Allah’ın elçi gönderesinin ne anlamı var?

    -       İbrahim Suresi 4. Ayetin mealine bakacak olursak, orada Allah’ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye peygamberler gönderdik diyor. Bu meale göre Türkiye’ye gönderilmiş bir peygamber var mı? Çocuklar haklı olarak demezler mi? Muhammed (sav) Araplara gönderilmedi mi? Ben niye inanayım demez mi? Allah’ın emirlerini açıklasın diye diyor meal. Muhammed as öldü şimdi açıklayacak biri var mı? Bugünkü Araplar bu meale bakarak bize açıklayacak kimse yok demezler mi? Mealin devamında Allah dilediğini saptırır dilediğini doğru yola getirir. Diyor. Açıklayacak bir peygamber dahi olsa Allah dilediğini saptırıyorsa bunun ne anlamı var? Ayetin sonunda Allah güç ve Hikmet sahibidir diyor. Allah güçlüdür ama hikmet bu mudur? Hikmet böyle anlatılmaz.

    -       Bu ayetin mealini İmam Maturidi’den alalım her Resulü kendi kavminin diliyle göndeririz o Resul’ün Arap dilinde birinci anlamı getirilen sözdür Muhammed as getirdiği söz nedir Kur’andır. İkinci anlamı getiren kişidir onu getiren kişi ise ölmüştür. Al-i İmran Suresi 144. Ayette Muhammed sadece bir Rasuldür. Ondan önce de çok elçi geldi geçti. Ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Bize doğruyu yanlışı açıklayan Resul bu ayetlere göre hangisi olur. Elbette ki Kur’an olur. O zaman Kur’an-ı Kerim Türk diliyle olsun ki Türklere hitap etsin İngiliz diliyle olsun ki, İngilizlere hitap etsin ama böyle saçma sapan mealler değil gerçek anlamıyla mealler olmalı.

    -       İmam Maturidi’nin Et-tevilat-ı Kuran isimli Tefsirinde Allah bundan sonra dalalete sapanı saptırır. Doğru şeyleri yapanı doğru yola getirir der. Yani Şae fiiline dileme anlamı verilmez Abbasilerin İslam Alemine attığı en büyük kazıktır. Şae bir şey yaptı demektir.

    -       Hocam, Çalıştayda din adamlarının birbiri ile çelişen açıklamaları da eleştirildi. Öğrencilerde inanç problemlerine neden olduğu belirtilerek “Hurafeler din addedilmektedir. denmiş. Hocalar dini anlama konusunda zorluk mu çıkarıyor bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    -       Bugün iki türlü din adamı var. Çok büyük bir kısmının bilgisi ezbere dayalı sorgulamayı kafirlik kabul ediyor. Bir taraftan da sorgulayan din adamları var. Bunların ikisinin arasında yerle gök arasında ki kadar fark vardır. Böyle giderse İslam’ın yeniden ayağa kalkması ve artık tüm Dünya’ya hakim olmasının zamanı geldi demektir.

    Abdülaziz Bayındır


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.