• Prof. Dr. Huriye Martı Açıklamalarında "Ayet" Okumaktan Kaçındı

    Prof. Dr. Huriye Martı Açıklamalarında "Ayet" Okumaktan Kaçındı
    8.2.2018

    Detayı Göster

    FITRAT HABER (İstanbul) - Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, Diyanet İşleri Başkanlığının, kız çocuklarının erken yaşta evlenebilecekleri yönünde açıklamada bulunduğuna dair iddiaları cevapladı.

    Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili haberlerin asılsız olduğunu vurgulayan Martı, Başkanlığın en önemli çalışma alanının ailenin ve aile bireylerinin korunmasıyla alakalı olduğunu söyledi.

    "Erken Yaşta Evliliklere Asla Onay Vermedik, Vermeyeceğiz"

    "Başkanlık, İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları konusunda halkı doğru bir şekilde bilgilendirmesi için kurulmuştur." diyen Martı şunları aktardı:

    "Bu doğru bilgilendirme de dinimizin temel kaynaklarına dayanarak yapılır. Başkanlığımızın bu hususta dinin temel referanslarıyla çelişen herhangi bir açıklamada bulunması mümkün değil. Ailenin korunması konusunda İslam dininin temel prensipleri var. Bu temel prensiplerle bağdaşmayan kararı yada fetvayı Başkanlığın yayınlaması mümkün değildir. Bu prensiplerden birisi nikahın önemli bir adım olduğu ve nikahta tarafların her türlü haklarının korunmasıdır."

    Martı, "Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin İslamla bağdaşmaz. Yaş konusunda dinin benimsediği, bir insan kadın olsun erkek olsun evlenebilmek için rüşt yaşına gelmelidir. Rüşt yaşı bizim kanunumuza göre 18'dir. Rüşt yaşına gelmiş olmak demek bir insanın kendi ayakları üzerinde durabilen, hayatının sorumluluklarını alabilen, evliliğin anlamını sorgulayan olgunluğa erişmiş olması demektir. Anne olma noktasında kendini henüz yeterli hissetmediği zamanda kendi rızası dışında evlendirilmesi zaten dinin onay vermediği bir durumdur. Erken yaşta evliliklere asla onay vermedik, vermeyeceğiz." dedi.

    "Kız Çocuklarının Erken Yaşta Evlendirilemeyeceği Net Bir Şekilde Belirtilmiştir"

    "Bluğ yaşının en alt sınırının 9 olarak gösterilmesi ve bunun üzerinden fetva varmış gibi gösterilmesi gibi bir durum yok." diyen Huriye Martı sözlerine şöyle devam etti:

    "Bir insanın bluğa ermesi evlenmesi için yeterli değildir, evlenebileceği anlamına gelebileceği değildir. Bu durumda dinin bir takım prensipleri var. Nikah akdi rızaya dayalıdır, hür iradeleriyle karar vermelidirler ve evlenme ehliyetine sahip olmalıdırlar. Siz küçük yaşta evliliğe hazır olmayan bir çocuğu evlendirdiğinizde sadece ona yazık etmiyorsunuz toplumun geleceğini ve neslin inşasınıda heba etmiş oluyorsunuz. Dinin temel prensiplerinden bir başkası da çocuk haklarıdır. Çocuğu erken yaşta evlenmeye mecbur bıraktığınız zaman bütün haklarını elinden alıyorsunuz.

    Dini kavramlar sözlüğündeki iki farklı maddeyi birbirine işaret etmeyen iki maddeyi cımbızlayarak kurguyla sunduğunuz zaman bu o maddenin hatasından ziyade bunu oluşturan ellerin hatasıdır. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvaları ve görüşleri bu noktayla bağdaşmaz. Bütün müftülerimizin ortak deklare ettiği metinlerde kız çocuklarının erken yaşta ve zorla evlendirilemeyeceği net bir şekilde belirtilmiştir."

     

    Kaynak: TRT Haber

    http://www.trthaber.com/haber/gundem/diyanet-isleri-baskan-yardimcisi-prof-dr-huriye-marti-kiz-cocuklarinin-erken-yasta-evlendirilmesi-islamla-bagdasmaz-345357.html

     

  • Detayı Gizle

Yorumumuz

  • Diyanet İşleri Başkanlığı’na Açık Mektup

    Küçük yaştaki kız çocuklarının evlendirilmesi ile ilgili başkanlığınız faaliyetleri ile ilgili basında yazıların çıkması üzerine, konunun aydınlatılması için bir TV deki programa katılan Diyanet işleri başkan yardımcısı Sayın Prof. Dr. Huriye Martı’nın 8 dakikalık video konuşmasını tesadüfen izledim ve çok üzüldüm. Bu husustaki düşüncelerimi size bildirme ihtiyacını duydum:

    Sayın Huriye Martı, konuşmasında şu bilgilere yer verdi.

    “Başkanlığımız halkımızı doğru bilgilendirme amacıyla kurulmuştur. Doğru bilgilendirmenin de dinimizin temel kaynaklarına dayandırılarak yapılması gerekir. Ailenin korunması konusunda İslam dininin bir takım temel prensipleri vardır. Bu temel prensiplerle bağdaşmayan fetvayı başkanlığın yayınlaması mümkün değil. Bu temel prensiplerden birisi nikâhın son derece önemli bir adım olduğudur. Evlilik için bir insanın rüşt yaşına gelmiş olması gerek. Evlilik ehliyetine haiz olmalıdır”. 

    Bu sözlerde bir yanlışlık yok ama bana göre çok kocaman bir eksiklik var. Konuşmanın beni üzen tarafı; bu derece önemli, önemli olduğu kadar da konu ile ilgili olarak İslam dinin temel kaynağı olan Kur’an’ı Kerim’de çok sayıda âyet olduğu halde, 8 dakikalık konuşma boyunca bu âyetlerden sayın görevlinin hiç bahsetme ihtiyacı duymaması oldu.

    Hele böyle bir konuyu, o derece konunun uzmanı olan bir yetkili anlatırken bu aciz düşünceme göre konuşma boyunca 4-5 tane âyetten ve 1-2 hadisi şeriften bahsedebilirdi. ‘evlilik çağından’ ve olgunlaşmadan bahseden Nisa suresi 6. Âyet ile evlilik sırasında evleneceği kıza mehir vermeyi, kızında bu mehri almasından bahseden Nisa suresi 4. âyetten veya konuşmacı konuşma ile uyumlu başka âyetlerden bahsetmesini konuşmanın sonuna kadar bekledim. Ama konuşmanın başında ‘temel kaynak’ dendikten sonra konuşma bitene kadar temel kaynağın bu konu hakkında neler demiş olduğundan, ne Kur’an’dan ve ne de hadislerden hiç bahsetmedi.

    Elimde başkanlığınızın 2006 yılı baskısı “Dini kavramlar sözlüğü” var. Kitabın 527. Sayfasındaki ‘Nikah’ bölümüne baktım. O yazıda da Kur’an’dan ve sünnetten hiç bahis yapılmamıştı. Ayrıca içeriği de bomboştu. İçinde sadece beylik notlar vardı ama esasa yönelik olarak evlilik yaşından, olgunlaşmadan (rüşt), mehir verilmesinden, evlilikte mehrin öneminden, evlilikte velinin durumundan… gibi hususlardan hiç bahsedilmemişti. Bu iki örneğe bakan insana göre Diyanet işleri başkanlığına sanki ‘konuşmalarınızda ve yazılarınızda mümkün olduğu kadar Kur’an’dan bahsetmeyin, insanlar bu sözü duymasınlar” diyenler olmuş. Oysa ki Kur’an’ı her gün birkaç sayfa Arapça olarak okuduğumuz gibi birkaç sayfada Türkçe anlamlı olanından okuyup anlamamız gerekir. Yoksa ahlakımıza Kur’an ahlakından tohumları nasıl ekeceğiz. 

    Dünyada gelmiş geçmiş ve gelip geçecek insanlar içinden "en yüce ahlâk sahibi kimdir" diye sorulsa eksiksiz olarak her Müslüman “Allah Rasulü Muhammed (s.a.v)’dir diyecektir. Ve Aişe annemiz çok iyi bildiğiniz gibi  “O’nun ahlâkı Kur’an ahlâkıdır” demiştir. Nebîmiz bu en yüce ahlâka şüphesiz ki Kur’an’ı okumakla ve onu en iyi anlamakla ulaşmıştır. Geçenlerde bir TV programında konunun uzmanı bir konuşmacı Kur’an okuma ve anlama konusunu konuşurken şöyle diyordu: “Bugün 1000 tane din görevlisi içinde 100 kişi ancak çıkar namazında okuduğu âyetlerin anlamını bilen. Kendisi bilmediği halde cemaate ne öğretecek?” diye söyledi ve sözüne bir açıklama daha ekledi. “100” de yoktur ama ayıp olmasın diye böyle dedim.

    Gerçekten de bugün Kur’an’ı anlamak ile Müslüman insanlar arasında aşılması çok zor mesafe girmiştir. Bu mesafenin kısaltılması değil tamamen aradan kaldırılması gerekiyor. Ve inanıyorum ki Diyanet işleri başkanlığı halkımıza Kur’an’ı Arapça olarak okutmayı öğrettiği gibi, Arapça olarak okunan kısımların Türkçe karşılıklarını da bugünkü devasa kadrosuyla başaracaktır. Bizlerin ve halkımızın buna ihtiyacı büyük. Kur’an’ı kendi dilimizde yani Türkçe anlamlı olanını okuyup anlamadığımız müddetçe Kur’an ahlakıyla ahlaklanmamız imkânsızdır.

    Son olarak sizden dileğim şudur ki lütfen hiç değilse kurumunuz mensuplarınca yapılan konuşmalarda ve yazılarda konu ile ilgili âyetlerden bahsedilsin. Bunu bugün konunun uzmanı ve profesör ünvanlı çok sayıda âlimlerimiz TV’lerde ve konferanslarında yapmaktadırlar.

    Saygı ve hürmetlerimle.

     

    Mustafa Işık


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.