Çocuklarımıza Ölümü Nasıl Anlatalım?

Asiye Türkan
5.8.2017

Her nefis istese de istemese de hayatın en gerçek yönü olan ölüm ile karşılaşacaktır. Hiç ölmeyecek gibi koşturmacalar bir gün bitecek, kaçınılmaz olan ölüm ile karşılaşılacaktır.

Sevdiklerin vefatına istesek de istemesek de şahit olunacaktır. Koca insanların kaldıramadığı ağır yükü, küçük bedenler de kaldırmak zorundadır. 

Bilinmezlik ve ya çok fazla bilgi küçük bedenleri daha çok kaygılandıracak, korkularını ve sıkıntılarını atlatamayıp depresyonlara sokabilecektir. En hassas olan konulardan biri olan ve hayatın dışında bırakılan  ölüm; yaşlara uygun, kısa, net ve somut örneklerle anlatılmalıdır.

Dengenin güzel tutulmaması, anlatımların yanlış olması ya hayata küstürüp her şeyi boş verdirebilecek, ya da hayata sımsıkı sarılıp ben merkezli düşündürecektir. Ya ölüm gerçeğinden uzaklaştıracak ya da acının ve üzüntünün içinde bıraktıracaktır. 

Sevdiklerin kaybını ifade etme şekli elbette yaşlara göre önem arz eder. Okul öncesi ölüm hakkında net fikir yoktur. 3 yaşında ölümün ne olduğuna anlam verilemez. 5 yaşlarında bakılan çizgi filmlerin etkisiyle kahramanın diğer filmde olduğu gibi, sevdiklerinin de hayatta olmasını bekler.

Somut dönemden soyut dönem geçiş olan 7 yaşlarında ise, ölümün ne olduğu anlaşılır. Lakin içinde geri dönmesi için hala bir ümit vardır.  Ancak 12 yaşlarında asla geri dönüşümün olmadığının bilinci vardır. 

Küçük yaşlarda sevdiklerinin kaybını en yakını ve en güvendiği somut kavramlarla anlatmalıdır.  Gizlenmemeli, ölüm sebebi tam olarak anlatılmalıdır. Asla başka birinden duymamalı ve duygularını tam olarak ifade etmesine izin verilmelidir. 

“Sen erkeksin, erkekler ağlamaz”, “uzun bir yolculuğa çıktı”, kuş oldu uçtu”, Allah onu sevdiği için yanına aldı”,” melek oldu” “ o şimdi uykuda. Sonra kalkacak”, “cennete gitti, orada çok mutlu” “Allah iyi olanları yanına alır”  gibi tabirler ile  asla ölüm haberi verilmemelidir. 

Sebep üzerinden anlatılmalı ve korkularını büyütecek her söylemden uzak olunmalıdır. Bu şekilde anlatımlar çocukları Allah'a düşman, uyku uyumak istemeyen, kötü olmak isteyen, yolculuğu sevmeyen, ağlamayı acizlik kabul eden sadist insanlara dönüştürebilir. 

Somut olarak algılayan çocuklara ölüm haberi, “gittiği yerde bizi bekliyor, bir gün buluşacağız” demek de yakınının yanına hemen gitmeyi istetebilir. Ölüm anı ve defin hali de anlatılmamalı, şahit de edilmemelidir. Çocukta toprağın altında boğulacağı, üşüyeceği, yağmurda ıslanacağı düşüncesinde olabilir. 

Hasılı ölüm, ne kadar kendimizden uzaklaştırsak da hemen yanımızda, her an karşılaşılabilecek olan hayatın en gerçek yönüdür. Çocuklarımızı ne kadar korumaya çalışsak da bir gün başka birinden duyacak ve hayatta kalan sevdiklerine de güvenini yıkılabilecektir. 

Demem o ki; ölümü hayatımızın bir parçası haline getirilmelidir. Bu da ancak mezarlıkları ziyaret etmekle mümkündür… 

ÖLÜM! 

Cennet ya da cehennem kapılarının sonuna kadar açıldığı,

Olgun ya da olgunlaşmamış başların yere düştüğü andır. 

Bütün bedenlerde katıksız teslimiyetin olduğu,

Dolu bir hayatın arkasından beklentilerin bittiği andır. 

Her şeyi veren ve sahibi olan dosta kavuşulduğu,

Mükafatın ya da cezanın ertelenmeden verildiği andır. 

Konuşunca karşısında hiçbir gücün karşı gelemediği

İmanı kalplere hapsedenin imansızlığına şahit olduğu andır. 

Allah'ın Rahmetinin bütün zerrelerine kadar hissedildiği,

Rahim sıfatının tecellisinin inananlar üzerinde umulduğu andır. 

Kadını ve erkeği, genci ve yaşlısı, güzeli ve çirkini bir tuttuğu,

Ölüm sonrasına hazırlık yapmayan gafillerin çok korktuğu andır. 

ÖLÜME HAZIR MISIN?

 Ölüm! Hayatın belki de en acı, en gerçek ve hayatı en kaplayan yönü,

İnsanın fani, güçsüz, aciz olduğunu anlatan en anlamlı istemsiz eylemi. 

Konuştukça daha yenilerinin ekleyen dil artık konuşamaz, lal olur

Güldükçe kahkahalar ekleyen göz artık gülemez, ağlar.  

Gelecekle ilgili makam, mevki, kazanç, başarı dolu  hayaller biter.

Bir sessiz gemi gelir de limana, güçsüz bedeni dünyadaki her şeyini  bırakarak alır. 

Kimse bu geminin ne zaman geleceğini bilmese de, bir burukluk içinde yaşar.

Onca hayat koşturmacasında sevdiklerine sevdiğini söylemeyi unutur.

Tekrar dirilişe örnek mukabilinde olan bahar, güzelliği ile dünyayı canlandırır.

Her an kendini tazeleyen dünya, kışa geçişinde tekrar ölümü hatırlatır. 

Her evin bahçesine mezarlık dikilse de, insanlığını yitirene anlam vermez olur.

Her bakılan “sen öleceksin” dese de, aklını kullanmayan gaflet uykusuna dalar. 

Az düşünüp çok tüketilsin diye mezarlıklar, yaşantının ve şehirlerin dışına atılır.

Teknolojiye kurban olan, kendini ölümsüz zan eden mahluklara dönüşür.

 

Asiye Türkan




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.