DİNSEL IRKÇILIK

Nizamettin  Baraçkılıç
15.8.2017

Allah’u Teâlâ Kur’an’ı Kerimde dini şu şekilde tarif etmiştir:

Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın yaratıklarda geçerli kanununa (fıtrata) çevir. O, insanları da ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler. (Rum, 30/30)

Yani Din: Temiz saf katıksız herkese eşit uzaklıkta ve aynı katkıyı sağlayan su gibi ya da kimseyi ayırt etmeden herkesin üzerine eşit bir şekilde doğan güneş gibidir.

Elçi gönderilen toplumlar kendilerine ulaşan doğru bilgiyi kaynağından ve bozmadan kullanmaları halinde diğer toplumlardan üstün olacaklarını belirten ayetler şöyledir:

İsrail oğullarına Kitap, hikmet ve nebîlik verdik. Onları temiz şeylerle rızıklandırdık. Onları çağdaşlarından üstün kıldık. (Casiye, 45/16)

Bu sadece Yahudiler için değil elçi gönderilen bütün toplumlar için geçerli kuraldır!

Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıp güveniyorsanız en üstün olan, sizlersiniz. (Al-i İmran 3/139)

ve hatta bütün Ademoğulları için geçerli bir kural:

Hâlbuki Âdemoğullarına çok değer verdik; karada ve denizde taşıttık; onlara temiz ve lezzetli nimetler verdik; yarattığımız akıllı varlıkların çoğundan da üstün kıldık. (İsra 17/70)

Bazı toplumlarda üstünlük doğdukları toplumun bölgesel, siyasi, karasal konumu, ten rengi, Ana-babanın mevkii vb. nedenlerden geldiği ileri sürülmektedir.

Kaşgarlı Mahmud, Divânü Lügati't-Türk'ide Türkleri ve Türkçülüğü övmek için söylediği sözler şu şekildedir:

"Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.."[4][1]

Türk ifadesini kaldırıp yerinegünümüzde kendisini vazgeçilmez zanneden ülkelerin adını koyarsanız (Amerika, İsrail, İngiltere, Rusya, Çin) vb. kendilerini neden üstün saydıklarına dair ana temayı ve kendi ırklarının diğer ırklardan üstün olduğu tezlerini bir nebze olsun anlarsınız. Kullandıkları meşruiyet kalkanlarının altında hep bu tarz nedenler yatar!

Misal: Allah’u Teâlâ (Meryem 19/58)’de İsrailoğullarını Yakup soyundan geldikleri için böyle tanımladığı halde günümüz İsrail’inde daha çok Anneden gelme şartı aranıp Ari Yahudi olmanın ancak bu şekilde mümkün olduğu (Tannait Yahudilik) yaşatılmaktadır!

Müslüman ülkelerde de Muhammed (a.s)‘ın torunlarının soyundan gelenlere Seyyid ve Şerif unvanı verilmekte, Nebi/Peygamber soyundan gelmelerinin kendilerine ayrı bir şeref ve makam kazandırdığı iddia edilmektedir.

Muhammed (a.s) bunun aksini söylemesine ve ırksal farklılığın herhangi bir şey ifade etmediğini belirtmesine rağmen:

Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız bir­dir. İslam'da insanlar eşittir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem de toprak­tan yaratıldı. Allah katında en değerliniz, en çok Allah'a sığınanız, emirlerine yapışa­nınız, günahlardan arınanınız, azabından korunanızdır. Bir Arap’ın, Arap olmaya­na, bir başkasının Arap’a, bir siyahın bir kızıl deriliye, bir kızıl derilinin bir siyaha, takvanın dışında bir üstünlük sebebi yok­tur. ”demiş ve ardından (Hucurat 49/13) ‘u okumuştur.

Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye oymaklara ve boylara ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Allah’tan en çok çekinenizdir. Her şeyin iç yüzünü bilen Allah’tır. 

Vesaik, 362; Müsned-i  Ahmed, 9/127;Yakubî 2/110.

Bkz: Türkiye Menzil tarikatı.

Bu davranışların Allah katında bir karşılığı bulunmasa da bu tarz ırkçılıklar dini kılıf şeklinde hayatımızın içine empoze edilmiştir.

Tanıdığım bir zat; Kendisi yıllarca Arap ülkelerinde yaşamış, Üniversitelerinde okumuş ve derecelerle bitirmişti.Türkiye’ye döndüğünde ilk düşüncesi Diyanet bünyesinde görev almaktı ama müftülükte başına gelenlerden sonra başka bir kurumda çalışmaya karar verdi! Tanıdığımın, başından geçenleri anlatmadan önce size Arapça ile ilgili birkaç kuralı hatırlatmam gerekir!

1-  Arapça’da “ü” harfi yoktur! Eüzü değil “Euzu” biçiminde okumanız gerekir.

2-  Bize Ömer olarak geçen cümlenin aslı umar ya da omar’ dır. Arapça’da “Ö” harfi olmadığı okunuşunun böyle olması gerekir.

3-  Elif – ba da yer alan ط ظ harflerinin okunuşu “TA” “ZA”  olduğu halde bunları “DIĞY” “ZIĞY”  şeklinde okutturulur.

4-  س ش Harflerinin okunuşu Sîn - Şîn olduğu halde (Sin - Şın)  şeklinde okutulmaktadır.

5-  Ve son olarak Arapça’da bir harfin okunuşta uzatılıp uzatılmayacağını belirten kuralın adı med (uzatma)’dır. En yüksek uzatmayı içeren ise “Meddi lazım” dır. Bu kurala tabi olan cümlelerde en fazla 6 elif miktarı uzatılır. Buda ortalama 2,5 (iki buçuk) saniyeye tekabül eder. Türkiye’de okunan ezanların 35 elif miktarı kadar uzatılması Türk musikişinasların oluşturdukları notaların neticesidir.

Yazılı sınavları başarı ile geçip, bitirdikten sonra Müftülüğün sözlü mülakatına girip (Yusuf, 12/2) (Zuhruf, 43/3) vb. ayetlerin hükmü gereğince Arapça inen bir kitabı Arapçanın kıraat usulüne göre okumuş ve müftülüğün itirazı ile karşılaşmıştır “Ya sen onu bunu boş ver Türk kıraati ile oku” denilip göreve kabul edilmemiştir.

Onun yaşadığı bu sıkıntıyı ben hafızlık yaparken yaşamıştım. İlk hocamız bizi iki sene doğru kıraat eğitim ile yetiştirirken ikinci hocamız bizi kınamış ve alıştığımız kıraati bizden silmek için iki sene uğraşmıştı. Bu tarz vb. görünmez kurallar ülkemizde uyulması gereken kanunlar silsilesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Dinsel ırkçılığın bir başka örneği de İsrail’deki Yahudilerin Filistinli komşularına uyguladıkları zulmün gerekçesi olarak karşımıza çıkar!

İsrail yetkilileri kendilerini her ne kadar meşru ve Tevrat’a bağlı bir hükümet olarak tanıtmaya çalışsa da (Tevrat, Levililer,19) bölümündeki bütün adalet kurallarını/ayetlerini (Talmud, Soferim 15)‘te yer alan bir hadis ile geçersiz kılmış, Yahudi olmayan herkesin öldürülebileceği hükmüne varmışlardı.

İsrail askerlerinin  “One shot 2 kills”-“Tek atışta iki ölüm” yazılı Filistinli hamile bir kadının resmedildiği tişörtler giymesinin altında ve İsrail’de süregelen kuşatma ve dayatmanın altında da sonradan oluşturulan dinsel ırkçılık yatar!

Tensel veya bedensel farklılığın Allah katında bir üstünlüğü yoktur. Kimin oğlu ya da kızı olduğumuzun da önemi yoktur.

Muhammed (a.s) şöyle demiştir.

“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf oğulları! Allah’ın yanında size faydam olmaz. (Amcam) Abdulmuttalib oğlu Abbâs! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. (Halam) Safiyye! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. Ey kızım Fatma! Benim malımdan dilediğini iste. Ama Allah’ın yanında sana faydam olmaz.” dedi. (Buhârî, Vesâyâ, 11)

Bizlerde bu tarz yaklaşımların önüne geçmezsek geçmişte edindiğimiz tecrübeler yeni sorunlar olarak karşımıza çıkacaktır.

Son söz Allah’ın:

Sizden önceki dönemlerde birikimi olanlar o yerlerdeki bozulmaya karşı çıksalardı olmaz mıydı?

Kendilerini kurtardığımız az kimse dışında bunu yapan olmadı.

Yanlış yapanlar, şımartıldıkları şeyin arkasını bırakmadı ve günahkârlar haline geldiler.

(Hud 11/116)

Selam ve Dua ile…

Not: Haşa Allah’ın böyle bir ayrım yapması veya indirdiği kitaplarda böyle bir emir vermesi söz konusu değil ama konuyu anlatmak için böyle bir başlık seçmemiz gerekti.

 

Nizamettin Baraçkılıç

________________________________________ 

[1]  Atalay, Besim (2006). Divanü Lügati't - Türk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. ISBN 975-16-0405-2, Cilt I, sayfa 3, 4




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.