İYİ Kİ SÜLEYMANİYE VAKFINI TANIDIM

Faizullah Fayyaz
10.3.2018

İyi ki Süleymaniye Vakfını tanıdım diyorum çünkü bu vakfı tanımdan önce Kur’an-ı Kerim’in tek başına anlaşılamayacağına inanıyordum. İslâm dininin sadece Kur’an’dan öğrenilemeyeceğine gerçek İslamı öğrenmek istiyorsak (sözde) dört hak mezhebin/ekolün (Hanefi, Şafiî, Maliki, Hanbelî) birisine uymamız gerektiği kanaatindeydim.

Elbette bu kanıya Ülkem Afganistan’da Özel Medreseler ve İmam Hatip’te aldığım dini eğitim sonucu varmıştım. Öyle ki, bir kişi İslam’ın gerçek öncüleri olduğuna inandığım dört mezhepten birisine dil uzatırsa, onun sapık gerçek yoldan çıkmış, dalalete düşmüş olarak görüyordum. 2009 yılında İlahiyat okumak için Konya Selçuk Üniversitesine geldiğimde yine fikrim değişmedi. Nasıl değişsin ki, burada da mezheplere dayalı bir ilahiyat eğitimi veriliyordu. Fakat Konya İlahiyatta 3. Sınıfa geldiğimde geleneksel İslam’ı biraz eleştirdiğini düşünmeye teşvik ettiğini körü körüne taklit etmenin bir işe yaramayacağını söyleyen biri Tefsir hocası bir diğeri de Din felsefesi hocası olmak üzere iki hocayı tanıdım. Bu hocalardan aldığım cesaret ile biraz düşünmeye gerçekten de Ehl-i Sünnet vel-cemaat olarak meşhur olan hak yolda olduklarına inandığım özellikle yukarı da isimlerini saydığım dört mezhebin yanlışları var mı acaba? Bizim kitabımız Kur’an-ı Kerim olduğuna göre biz niye bunu anlayamayalım? Bizim anlayamayacağımız kitabı Allah niye bize indirsin? diye düşünmeye başladım.

Bu arada Ramazan aylarında televizyon kanallarında konuşan hocaları takip etmeye başladım Türkiye’nin önde gelen kanallarından birinde Abdülaziz Bayındır hocanın namaz vakitleri ile ilgili konuşmasını sonuna kadar izledim ve hocanın bu konuşmasında sürekli ayetlere atıflar yapması ve namaz vakitlerini özellikle imsak vaktini ayetlerden hareketle tespiti çok hoşuma gitti nasıl gitmesin ki yalancı Fecir/subh-i kazib olmadan ezan okunuyordu. Bunu tespit edebiliyordum çünkü aldığım Arapça eğitiminden Bakara suresi 2/187 geçen imsak vaktinin yanı subh-i sadığın başka bir değişle “Tan Yerinin” ağarmasının ne olduğunu biliyordum. Ve Tan Yeri ağarması ile de imsakin/orucun başlayacağını biliyordum.

Ancak Türkiye’de önemli bir dini kurum olarak gördüğüm Diyanet işleri başkanlığının namaz vakitleri ile ilgili yanlış yapacağına ihtimal veremiyordum. Dolaysıyla mecburen ezan okunduktan sonra imsak yapmak zorunda kalıyordum.  Takı Abdülaziz hocanın yukarıda zikrettiğim konuşmasını dinleyinceye kadar; Hocanın bu konuşmasını dinledikten sora Diyanet işleri başkanlığının yayınladığı takvimlerde Kur’an-ı Kerim ayetleri esas alınmadığını gördüm.

 Abdülaziz Bayındır hocanın bu konuşması beni çok etkiledi öyle ki, hocanın bu konuşmasını dinlediğimde Türkiye’ye geleli dört sene olmuştu. Dört senedir Türkiye’deki İmsak Vakti beni hiç tatmin etmiyordu. Dolaysıyla hocanın bu konuşmasını dinledikten sonra Abdülaziz hoca hakkında biraz araştırma yapmaya karar verdim. Ve yaptığım araştırmada İ.Ü İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Süleymaniye Vakfı'nın kurucusu olduğunu öğrendim. Süleymaniye Vakfı’nın internet sitesine http://suleymaniyevakfi.org/ girip burada yayınlanan başta Abdülaziz hoca olmak üzere vakfın diğer değerli yazarlarının birkaç makalesini okudum. Özetle söylemem gerekirse vakfın bu çalışmalarından çok etkilendim ve yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesi’nde İslam Hukukundan yapmaya karar verdim. Çünkü yine Abdülaziz hoca hakkında yaptığım araştırmada hocanın branşı’nın İslam Hukuku olduğunu öğrendim. Yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesi’nde yapmaya karar vermemin başında Abdülaziz hocanın bu üniversitede öğretim üyesi olması yatmaktadır. Rabbime şükürler olsun her şey planladığım gibi gitti 2015 yılında “NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİNDE” lisansımı tamamlayıp aynı yıl İstanbul Üniversitesine yüksek lisansa kabul olundum. Ve ilk yaptığım iş ders programından Abdülaziz hocanın dersini seçmek oldu.

Şimdiye kadar  anlattıklarım Süleymaniye Vakfını tanımam aşamalarıydı şimdi ise bu hatıramın başlığı olarak belirlediğim ve hayatımın dönüm noktasını oluşturan (İyi ki Süleymaniye Vakfını tanıdım) dememin nedenlerini anlatayım.

Dediğim gibi Hocanın bu dersini seçip ilk ders için hocanın odasına gittiğimde  Hoca odasında tek başına oturuyordu. Selam verip hal hatır sorduktan sonra kendimi tanıttım yüksek lisan öğrencisi olduğumu kendisinin (AHKAM AYETLERİ “ÖZEL”) Dersini seçtiğini söyledim ve Hoca ile aramızda şöyle diyalog geçti:

Hoca: Fıkıhtan ne okudun?

Ben: Fıkıhtan Afganistan’da ve Türkiye’de klasik döneme ait özellikle başta Hanefi mezhebinde muteber kaynak kabul edilen “Mutûn-i Erba’a” dört metin diye  meşhur olan 1.Nesefî’nin Kenzü’ddekâikini, 2.Abdullah El-Mevsilî’ninn El-muhtarını 3.Tâcü’şşeri’a’nın Vikayesini 4.İbn’üsse’atî’nin El-Mecmeu’l Bahreyn’nin yanı sıra Hanefi mezhebinin en meşhur fıkıh kitabı olarak kabul gören Mirginînî’nin El- Hidâye adlı eserini saydım.

NOT: Bu eserleri sayarken hoca sinirleniyordu amma ben ise kendimden emin bir şekilde bu kitapları okuduğum için bu kitapları herhangi bir yerinden oku dediği zaman okuyabilirim diye içim rahattı.

Hoca: Talak hakkında ne biliyorsun anlat bakalım.

Ben: Tek bir çeşit talak yoktur. Çeşitli Talaklar vardır. Örneğin Bain, Ricî  , Sünni, Bidî , Muhalea siz benden hangi çeşit Talağı anlatmamı istersiniz.

Hoca: Sen bunları nereden çıkarıyorsun?

Ben: Hocam bunların hepsi biraz önceki saydığım kitaplarda var ben kendimden bir şey uydurmuyorum.

Ben: Kendi kendime biraz düşündükten sonra içimden diyorum ya Kur’an-ı Kerim’de mücmel ayet var, müteşabih ayet var, muhkem ayet var. Biz Kur’an’dan anlayamayız ki her şeyi!

Hoca: Ne düşünüyorsun açsana Talak Suresini.

Ben: Telaştan Kur’an-ı Kerim’de Talak Suresi diye bir sure olduğunu biliyorum ama kaçıncı sure hangi cüzde olduğunu hatırlamıyordum, utanarak surelerin fihristine bakıyordum.

Hoca: Buldun mu?

Ben : Hayır hocam kaçıncı sure olduğunu bilmiyorum fihristinden bakıyorum.

Hoca: 65. Sure oku ilk ayetten itibaren

Ben: okuyorum…

Hoca: Bak bakalım bu surede senin saydıklarının hangisi var

Ben: Hocam bunlar yok ama bana bu anlattıklarımı. Afganistan’da, Türkiye’de hocalar böyle anlattılar ayrıca benim okuduğum fıkıh kitaplarında da böyle yazar.

Hoca: Senin kitabın Kur’an-ı Kerim mi? yoksa saydığın fıkıh kitapları mı? Sen hangisine iman ediyorsun ?

Ben: Tabi ki Kur’an’a

Hoca: Peki sen talakta iki şahidin lazım olduğunu biliyor muydun?

Ben: Hocam! Talakta şahit ne arar talakın şakası bile olmaz şakadan bile karına seni boşadım desen boşar bir hadis şerifte böyle geçiyor (camiussağîr.3451) ben öyle biliyorum ayrıca fıkıh kitaplarında da böyle yazar

Hoca: Sen 65/3 okusana bak bakalım orada talakta şahit gerekiyor mu? Gerekmiyor mu?

Ben: 65/3 okuyorum hocam! Gerekiyormuş.

Hoca: Sen Hududullah nedir biliyor musun?

Ben:  Hudud, had kelimesinin çoğuludur. Had sınır demek Hududullah Allah’ın belirlediği sınırlar.

Hoca: Peki sen bir sürü talak çeşidi saydın amma okuduğun Talak süresinin ilgili ayetlerinde “Talak 1-10” talakın nasıl olacağını anlatıyor.  Talak talaktır.  Onun Bidîsi, Sünnisi olur mu? ayrıca Talak Suresinin ilgili ayetlerinde hanımlarınızı boşamak istediğinizde iddetleri içinde boşayın diyor ayrıca iddeti de sayın diyor ve hanımlarınızı evlerinden çıkarmayın dedikten sonra işte bu Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendisine zülüm etmiş olur diyor buna göre talakın çeşidi olur mu?

Ben: Vallahi Hocam öyle diyormuş, ben bilmiyordum. İlk defa Kur’an-ı Kerim’de Talak’ın böyle ayrıntılı bir biçimde anlatıldığını görüyorum oysa ben bu ayeti defalarca okumuşumdur. Hocam bu ayeti ezbere bile biliyorum. Ama ben bu ayetleri böyle hiç bakmadım. Ben talak ile ilgili bir konu hakkında bilgi edinmek istediğim zaman Kur’an-ı Kerime değil fıkıh kitaplarına bakarım.

Hoca:(Sinirleniyor) neyse bundan sonra öğrenirsin bu gün bu kadar yeter haftaya başka bu dersi seçen kimse var ise onları da gelir tekrar devam ederiz.

(Ders bittikten sonra tekrar tanışma faslına geçiyoruz)

Hoca: Sen Afgan olduğuna göre Farsi biliyorsun değil?

Ben: Evet hocam! Benim ana dilim Türkmence ama Afganistan’da iki tane resmi dil var onlardan biri, Farsça olduğu için eğitimimi farsça aldım.

Hoca: Sen bizim Farsça site var onu biliyor  musun?

Ben: Hocam! bir iki kere bakmıştım galiba namaz vakitleri ile ilgili farsça sitesine göz  atmışlığım vardır.

Hoca: Sen bizim vakfı biliyor musun?

Ben: Yok hocam ben İstanbul’u bilmiyorum ki sizin vakfı bileyim İstanbul’a yeni geldim. Daha önce de İstanbul’a gelmiştim. Ama bu tarafları yanı fatih bölgesini bilmiyorum. Bu taraflara hiç gelmedim. Hocam ben bir şey söylemek istiyorum aslında ilk başta anlatmak istemiştim ama şimdi anlatayım.

Hoca: Buyur ne söylemek istiyorsun.

Ben: Hocam! Ben sizin özellikle namaz vakitleri ile ilgili konuşmanızı TV’de Murat Bardakçı’nın programında izlemiştim. O programdan çok etkilendim beni hiç bu geleneksel İslam tatmin etmiyor örneğin küçük çocukların evlendirilmesi konusu bunun İslam ile hiç alakası olmadığını düşünüyorum. Sizin ve vakfınızın Kur’an-ı Kerim esaslı çalışma yaptığını araştırmalarımda öğrendim. Sırf sizin dersinizi yakından dinlemek ve sizinle tanışmak için İstanbul Üniversitesini seçtim yoksa Konya İlahiyatta hocalar ile aram çok iyiydi benim Arapça ve fıkıh bilgim iyi olduğu için Konya İlahiyat Derneği tarafından (BİLGE) isimli bir kurs veriliyor bu kursu herkes kazanamıyor. Arapçası iyi olan ve Temel İslam İlimleri bilgisi olanlar kazanabiliyordu. Sınava girdim ve kazandım bu projenin derslerine özellikle Konya ilahiyatta en etkili hocalar geliyor. Kısaca bu kurs vasıtası ile özellikle Fıkıh, Hadis ve Tefsir alanında olan hocalar bana istersen Konya’da yüksek lisansını devam ettir sana yardımcı oluruz dediler. Ancak bu geleneksel fıkhı az çok öğrendiğimi düşünerek Türkiye’deki farklı görüşleri olan hocalardan bir şeyler öğrenmek istiyordum.  Çünkü Konya İlahiyattaki hocaların hemen hepsinden ders aldım ve onların görüşlerini az çok biliyorum zaten hepsi de mezhepleri esas alan bir fıkhı benimsiyorlar.

Hoca: Ben bir asistanıma söyleyeceğim şimdi seni bizim vakfa götürsün sana vakfı gezdirsin zaman ilerledikçe mezheplerin bir işe yaramadığını göreceksin.

 (Hocanın asistanı geldi onunla beraber Süleymaniye Vakfını gezdik. Süleymaniye vakfında çalışan hocalar ile tanıştık Abdülaziz hoca ve diğer  hocaların kitaplarından aldım.)

 Bu kitaplardan Abdülaziz hocanın “KURAN IŞIĞINDA DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR” kitabını okumaya başladım bu kitabı okudukça hemen hemen   oğru olarak kabul ettiğim ve öyle inandığım konuların hepsinin yanlış olduğunu anladım. Örneğin: 1.Kur’an-i Kerimde evlenme yaşının olduğunu “Nisa4/6” dolaysıyla küçük yaşta ister erkek iste kız olsun evlendirilmelerinin mümkün olmadığı, Talakta (Erkeğin boşanması) iki şahidin gerekliliği, “Talak 65/2”  İFTİDA (KADININ BOŞANMA HAKKI) “Bakara 2/229” Rabıtanın şirk olduğu, esirlerin köleleştirilmesinin veya öldürülmelerinin caiz olmadığı, “Muhammed 47/4”  cariyeler ile nikâhsız ilişkiye girmenin Kur’an-ı Kerim’de yasaklandığı “Nisa4/25”  vb. konuların Kur’an-ı Kerimi defalarca okumama rağmen Kur’an-ı Kerim’de olduğunu bilmiyordum. Okuduğum fıkıh kitaplarında da yukarında önek oları verdiğim konuların hepsine dair görüşlerin Kur’an-i Kerimin tam tersine olduğunu anladım. Oysa Ben bu fıkıh kitapların’nın Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir konuya yer veremeyecekleri kanaatindeydim.

Örneğin: Talkta şahidi gerekli görmüyordum . Erkeğin karınsına boş ol veya bu anlama gelen her hangi bir laf etmesiyle şakadan dahi olsa boşanmanın gerçekleşeceğine inanıyordum. Aynı şekilde küçük kızların evlendirilebileceği görüşümdeydi. Fakat yine Abdülaziz hocanın mezheplerin yanlışlarını ayetlerden hareketle ispat etmesine rağmen kabullenemiyor her hafta derse gittiğimde hocaya itiraz etmeye çalışıyordum.  Tabi hoca ayetlerle benim bildiklerimin yanlış olduğunu ispat edince susmak zorunda kalıyordum.  

Kısaca ifade etmem gerekirse Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır hocanın namaz vakitleri ile ilgili televizyon konuşmasını izleyip Süleymaniye Vakfını keşfedinceye kadar geleneksel Fıkıh kitaplarında yazılanların yüzde yüz doğru olduğuna özellikle Hanefi mezhebin görüşlerinin diğer mezheplere göre daha isabetli olduğuna inanıyordum. Ancak İstanbul Üniversitesinde Yüksek Lisans yapmaya başlayınca Abdülaziz hocanın iki dönem derslerini seçtim iki dönem içinde benim hep doğruları söylediklerine inandığım mezheplerdeki görüşlerin çoğunun Kur’an-ı Kerim Ayetleri’nin tam zıddına olduğunu, Müslümanların mezhep taasubu yüzünden Kur’an-ı Kerim’den uzaklaştığını gördüm. Ben de Müslümanları bu yanlış düşüncelerinden uyandırmak hep doğruları içerdiğinde zerre karda şüphe bulunmayan Kur’an Kerim’e davet etmek için Süleymaniye Vakfının çalışmalarının Farsça dilinde yayınlandığı www.dinwefetrat.com İnternet sitesinin editörlüğünü seve seve yapabileceğimi vakfa bildirdim vakıf yönetimi de beni bu göreve layık gördüler. Yaklaşık iki senedir vakıfta bu görevi yürütmeye çalışmaktayım. Kur’an-ı Kerimi okudukça özellikle vakıfta yapılan müzakerelerden sonra her gün doğru olarak bildiğim konuların hep Kur’an-ı Kerim’e aykırı olduğunu görüyorum. Kendi kendime keşke 20 yıl önce böyle bir vakfı tanısaydım böyle yanlış bilgilerle uğraşmasaydım diyorum. Ama yine de Rabbime şükrediyorum. Çünkü geç de olsa Süleymaniye Vakfının çalışmaları vasıtası ile Kur’an-i Kerimin tek başına anlaşılamaz düşüncesinden sıyrıldım. Fussilet Suresinde (Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça kur’ânlar (kümeler) halinde açıklanmıştır. 41/3) diyor Allah (c.c).

(Kur’an-ı Kerimin tek başına anlaşılabileceğini öğrenme fırsatı ve feraseti bahşettiği için. Artık bütün Müslümanların Kur’an’a dönmeleri kaçınılmazdır. Ve tek kurtuluş yolu Kur’an-ı Kerimdir diyor herkese saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Faizullah Fayyaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.