KARA CUMA MI? VAH MÜSLÜMAN KARDEŞİM VAAH

Ali Kara
29.11.2017

Hak ile batılın savaşı, şeytanın kibir ve gururu ile başlamış, tarihi bir mücadeleye sahiptir. Bu mücadele ilk peygamberden son peygambere kadar devam etmiş, kıyamete kadar da devam edecektir. Çünkü bu savaş iki devlet veya iki aşiret ve ya iki aile arasında yapılan bir menkul veya gayr-ı menkul savaşı değildir. Bu savaş, topla tüfekle yapılan bir kavga da değildir.

Bir tek Allah’a iman eden müminler, manen kardeş oldukları halde, fiziki olarak kardeşlik haklarını tesis edemedikleri için, aralarında yapay sınırlar bulunmakta maalesef birbirlerine de sahip çıkmamaktadırlar. Bundan dolayı da dünyanın her köşesinde bir mümin topluluğu zulüm altında ezilmektedir.

Fiziki olarak ezilmeyenler de basit menfaatler sebep yapılarak maneviyatlarına yapılan saldırıyı hoş karşılamakta bundan dolayı da manevi değerlerini kaybetmekle karşı karşıya bırakılmaktadırlar. İsrafta sınır tanımayan ve tam bir tüketim toplumu haline gelen müminler, dinine sürülen kara lekeyi pembe gözlükle seyretmekte, bunun altında sunulan basit menfaate da hücum etmektedirler. İşte Kara Cuma adı altında yapılan tenzilatlı satışlar bundan başka bir şey değildir.

Biz hiçbir dine ve onun peygamberine saygısızlık edemeyiz. Çünkü elçilik bakımından hiçbir peygamberi diğerinden ayırmadan iman ederiz. Küçük bir hatıramı anlatmak istiyorum.

Yüksekokul son sınıfta iken dinler tarihi hocası benden kiliseleri inceleyerek bir makale yazmamı istemişti. Kiliseyi incelerken, papazla biraz samimi olduk. Bir gün oradan buradan konuşurken, “Sizin dininiz taraflı davranıyor” dedi. Niçin? dedim. Müslümanlar, Ehl-i Kitap bir kadınla evlenebiliyor ama Müslüman bir kadın Ehl-i Kitaptan olan bir erkekle evlenemiyor bu ayrımcılık değil midir? dedi. Bu soruya basit bir cevap vereyim mi? dedim. Buyur dedi.

Müslüman bir erkek, Hıristiyan bir kadınla evlendiği zaman evlilik hayatı boyunca Müslüman erkeğin ağzından Hz. İsa (a.s.)’ın aleyhine asla bir kelime duyamaz. Hatta eşinden daha çok saygı gösterir. Çünkü bu imanının gereğidir. Ama bir Müslüman kadın, Hıristiyan bir erkekle evlenecek olsa, eşinden peygamberine her gün bir hakaret işitebilir. Çünkü siz dini hayatınıza iftiralarla ivme kazandırmaya çalışmaktasınız. İşte bundan dolayı Müslüman kadın dayanamayacağı için evlenmesi de yasaklanmıştır.” dedim. Cevap olarak, sadece gülümsedi.

Evet. Biz kimsenin dinine hakaret etmeyiz. Çünkü bizim peygamberimiz, kendi mescidinde Ehl-i Kitabın ayin yapmasına müsaade buyurmuştur. Onlarla her zaman alışveriş ve komşuluk ilişkilerimizi de yürütürüz. Ama dinimize iftira etmelerini asla hoş karşılayamayız. Zira yüce kitabımız Kur’an’ı Kerimde:    

“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin.” Buyrulmaktadır. (Mücadele Suresi 68/22)

Bu ayetin nüzul sebebi şöyledir:

Bedir savaşında Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın babası üzerine gelmeye başladı. Ebu Ubeyde onunla karşılaşmamak için sağa sola kayıyordu. Ba­basının ısrarlı hücumları karşısında zor duruma düşünce, ona saldırmak zorunda kaldı ve öl­dürdü. O zaman bu ayet nazil oldu.

Buradan anlaşılan şudur. Gerçek manada Allah’a iman eden bir insan babası dahi olsa Allah düşmanı ile dost olamaz. Bir insanı seven kişi onun düşmanını da seviyorsa, böyle bir sevgide samimiyet aranmaz. Çünkü Allah (c.c.), bir insana iki kalp vermemiştir. Onun için bir kalbe iki zıt sevginin yerleşmesi de mümkün değildir.

İnsanlar kan bağı ile birbirine bağlanmış olsa bile, iman bağı çeliştiği zaman, birbirinden kopmak zorunda kalırlar. Yani bir insan bir elinde İslam’ın sancağını diğer elinde de şeytanın sancağını taşıyamaz. Ebu Ubeyde b. Cerrah(r.a.)'ın Bedir savaşında yaptığı bunun gerçek bir uygulamasıdır. Bunun gibi İslam tarihinde müşrik olan yakınına karşı çıkan birçok sahabe vardır.

Günümüz insanları da hak ve batıl olmak üzere iki ayrı sancak altında toplanmış durumdadırlar. Müslümanları hedef yapanlar, kendi ideolojilerinde asla esneklik göstermedikleri gibi müminleri birbirine düşürmek için de, maddi çıkarları alet ederek, manevi duygularından gelen kinlerini sahneye koymaktadırlar. Yani kaleler artık topla tüfekle değil, menfaate dayalı kelimelerle de yıkılmaktadır. Eğitimli pehlivanlar, kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibi Müslümanların arasına sürülmekte silahların yapamadığı tahribatı kelimelerle yapmaktadırlar. Müslüman kendi benliğine dönmezse bu maneviyat savaşının akıbeti son derece vahim olacaktır. Müslüman, manevi değerlerine sahip çıkmadığı için Toplulukların maddi gücünü sömürmeye alışık olan hak düşmanları hiç çekinmeden inançlarını da sömürmekten zevk almaktadırlar.

Her yıl kasım ayının 4. Perşembe gününü şükran günü olarak kutlayan Gayr-ı Müslimler, onu takip eden Cuma gününü de Kara Cuma olarak isimlendirmektedirler. Tabi bunu Müslüman kabul ettirmek için de inancın içine ticari menfaati sokmaktadırlar. Benim zavallı Müslüman kardeşimde, rüzgârın önündeki kuru yaprak gibi, hedefsiz olarak önlerine düşüp gitmektedir. Hâlbuki Benim mübarek Cuma günüme kara leke nasıl sürülür diye azıcık düşünecek olsa, meselenin vahametini anlayacaktır.

Ben kısaca Allah (c.c.) ve Rasulünün dilinden, (yorumsuz olarak) Cuma gününü tanıtmak istiyorum.   

"Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ın zikrine koşun" (Cuma Suresi 62/9)

Evs İbnu Evs (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

"Cum'a, en hayırlı günlerinizden biridir. Hz. Âdem (a.s.)ın toprağı o gün yaratıldı, o gün kabzedildi. (Kıyamette Sur'a) o gün üflenecek, sayha da o günde olacak. Öyleyse o gün bana salavatı çok okuyun. Zira salâvatlarınız bana arzedilir."( Ebû Davud, Salat 207; Nesaî, Cum'a 5)

İbnu Abbâs (r.a.)anlatıyor:

 "Resûlullah (s.a.v.)buyurdular ki: " Cuma gününü Allah mü'minler için (haftalık) bayram kılmıştır. Öyleyse kim cumaya gelirse yıkansın. Eğer kokusu varsa ondan sürünsün. Misvak kullanmanız da gerekir." (Kütübi Sitte trc17/54)

İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

"Cum'a gecesi veya cum'a günü vefat eden hiçbir müslüman yoktur ki, Allah onu kabir fitnesinden korumamış olsun." (Tirmizî, Cenaiz 72)

Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) cum'a gününden bahis açıp dedi ki: "Onda bir saat vardır; müslüman bir kul namaz kılar olduğu halde, o saate erse, Allah'tan her ne istemişse onu Allah kendisine mutlaka verir." Bunu söylerken [Resûlullah] eliyle o vaktin azlığını işaret ediyordu." (Buharî, Cum'a 37; Müslim, Cum'a 13; Nesaî, Cum'a 45)

Ebû'l-Ca'd ed-Dumrî anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim önemsemeyerek üç cumayı terk edecek olursa, Allah onun kalbini mühürler." (Ebû Dâvud,Salât 210; Tirmizî, Salât 359; Nesâî, Cuma 2)

Bu konuda daha birçok hadis-i şerif vardır. Yazıyı uzatmamak için fazla kaydetmedim.

Müslümanların en kıymetli günlerinden biri olan mübarek Cuma günümüzü Hıristiyanlar kendi kültürlerine Kara Cuma olarak yerleştirebilirler. Onlar bu günü uğursuzda sayabilirler. Zaten onlardan başka bir davranış da beklenemez. Zira onlar tarihteki yenilgilerinin çoğunu Cuma günü yaşamışlardır. Öyle ise:

Akıllı bir mümin ahiretin nihayetsiz kazancını dünyanın geçici menfaati ile değiştirmez. Çünkü iyiliklerin tamamı dinin emirlerine uymaktan geçmektedir.  Dinimize Kara Cuma iftirasını yapan şer güçlerin peşinden giderek küçük bir menfaat uğruna onların açtığı çığırdan gidenler onlara uymuyorsa kime uyuyorlar. Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum.  

Kuşlar tek kanatla uçamadığı gibi Müslüman da mutlu olmak için maddi ve manevi hayatını birlikte götürmek zorundadır. Bizi dinimizden ayırmak isteyen şer odakları her gün bir oyun tezgâhlayarak, müminin imanına zarar verme hevesiyle yaşamakta manevi sahamızı mayın tarlasına çevirmektedirler. İmanımıza hücum eden bu tuzaklara karşı uyanık olmak zorundayız.

Her an sabır imtihanından geçmekteyiz. İnanmayan insanların başına gelen belalar onlar için ceza sayıldığı halde inanan insanların başına gelen belalar da onların derecesini yükseltmektedir. Keşke diyerek pişman olmamak için dinimize sürülen kara lekelere karşı her zaman teyakkuz halinde olmalı, birbirimize düşmeden birlik ve beraberlik içerisinde iftiraları tesirsiz hale getirmeliyiz. Yani basit menfaatlere feda ettiğimiz dindarlığımızı sorgulamak zorundayız.                                                                                  

 

Ali Kara

Emekli Müftü

 




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.