Kur’an Tarihe Hapsedilecek Bir Kitap mıdır?

Mürüvvet Çalışkan
1.3.2018

Günümüzde Kur’an’a tarihsellik perspektifinden, tarihselci bir bakışla bakamaya çalışanlar var. Tarihselciler, tarihsel olanı araştıran, yorumlayan olgu, olaylara tarihsel bir perspektiften bakarak anlamaya çalışan ve aktaran kişilerdir.

Tarihselciler bilir ki, yaşanmış bir tarihi olduğu gibi; soyut, somut, subjektif ve objektif olarak tüm gerekçeleriyle anlamak, yazmak ve karşı tarafa aktarmak mümkün değildir. Buna rağmen toplumsal ve sosyal bir varlık olan insan, nesilden nesile, kendi bilgi ve tecrübesini sözle, yazıyla hatta resimle aktarmıştır. Buna eğitim yoluyla kültür aktarımı, kendi yaşantısından haberdar etme diyoruz. Sizce olgu ve olaylara bu bakış açısıyla yaklaşınca Kur’an’da bahsi geçen toplumların düşünüş ve yaşam biçimleri hatta helak süreçleri bize neden aktarılır? 

Sesin kâinatta kaybolmadığını, hatta görüntünün de kayıt altına alındığını, günümüz teknolojisiyle artık biliyoruz. Fakat asla bizim bilemeyeceğimiz şeylerin var olduğunu unutmamalıyız. Bunlar kişilerin içlerinde olan, gerçek duygu, düşünce ve niyetlerdir.

İnsanı biz yarattık; içinden neler geçtiğini biliriz. Biz ona sinir uçlarından da yakınız. (Kaf/16)

Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde olanı, açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker.[1] Affı hak edeni affeder, azabı hak edene de azap eder. Her şeye ölçü koyan Allah’tır. (Bakara/284)

Kıssalarda geçen olaylar kayıt altına alınmış yaşantılardır. Nebi/Elçilerimiz bize soyut, somut, subjektif ve objektif olarak hem kişi bazlı hem toplum bazlı tüm tutum ve davranışları hatta düşünceleri az ve öz bir şekilde eksiksiz olarak aktarmışlardır. Hiçbir tarihçi veya arkeolog bize böyle bir tarih aktarımında bulunamaz hatta yaptığı çıkarımlardan emin olamaz. Ancak vahiy alan seçilmiş Nebi/Resuller, geçmişe dair hakikatin bilgisini bildirebilirler. Nebi/Resulleri, tarihçi, arkeolog, antropolog hatta kâhin, ressam ve şairden ayıran, işte bu özellikleridir.  

Tarihselci bir bakış açısıyla, Kur’an’ı bir tarih kitabı gibi okursak geçmişte helak olmuş toplulukların neden helak olduklarını anlayamayız. Hatta bunlar o dönemleri bağlayan olgu ve olaylardır. Biz modern çağlarda yaşıyoruz bizim dönemimizi bağlamaz diyebiliriz.

Oysa Allah’ın emirlerine uymayan, haramlarını gözetmeyenler için dünya da ve ahirette nelerin beklediğini kitabımızdan anlayamazsak, bizim içinde sonuç kaçınılmaz olacaktır. Yaşantımızı ancak Allah’ın belirlediği şekilde yaşarsak felaha erebiliriz. Aksi takdirde bunlar geçmişlerin masalları der, sonuçlarına da dünya ahiret katlanırız…

Tarihselcilerin dikkatine “Kur’an tarihe hapis edilecek bir kitap değildir.” Ya Allah’ın belirlediği kişisel ve toplumsal kurallara uyarız ya da kişilerin belirlediği kişiden kişiye, toplumdan topluma değişiklik gösteren kurallara uyar sonuçlarına katlanırız. Bu anlamda insan ürünü kurallarla evrensel kuralları birbirine karıştırmamalıyız…

Allah'ın ipine (Kur’an’a)[*] hep beraber sıkı sarılın, uzakta kalmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini aklınızdan çıkarmayın. Bir zamanlar aranızda düşmanlıklar vardı; Allah, kalplerinizi birbirine ısındırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarındaydınız, oradan sizi O kurtardı. Allah, âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. (Al-i İmran/103)

İçinizde insanları iyiliğe çağıran, marufa uymalarını isteyen ve münkere[2]karşı çıkan önder bir toplum (ümmet) bulunsun. İşte umduklarını bulacak olanlar onlardır.[3] (Al-i İmran/104)

 

Mürüvvet Çalışkan

______________________________________________ 

[1]  İnsan, içinden geçenden değil, içinde olandan sorumlu olur. İçinde olan; iman, şirk, münafıklık gibi şeylerdir. İbadeti Allah için değil de gösteriş olsun diye yapan, sevap alamaz. Bu ayette anlatılan, bu gibi durumlardır.

[2] Maruf, bilinen demektir. Bu bilgi ya Kur’ân’dan ya da ona aykırı olmayan gelenekten elde edilir. Zıttı ‘münker’dir.

[3] Ümmet (toplum), en az bir liderden ve onun etrafında bir şeriata (marufa uygun değerlere) tabi olarak toplanmayı başarabilen kavim veya kavimlerdir. Ümmet kelimesini millet, kavim kelimesini halk olarak Türkçeye çevirmek mümkündür. Halkları millet yapan şey ile kavimleri ümmet yapan şey, marufa uygun değerler (hikmetler) etrafında toplanabilmek ve iş birliği yapmaktır.




YAZARIN DİĞER YAZILARI
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.