KURTULUŞ OLARAK NEDEN KUR'ÂN?

Mesut Özer
9.11.2017

İnsan yaratılış gereği hata yapmaya meyilli yaratılan bir varlıktır. Dolayısıyla ilk insandan günümüze kadar önümüze bakacak olursak, ciddi anlamda hem kadim ve uzun bir tarih durmaktadır. Bu tarih kendi içerisinde bir sürü yasaları, disiplinleri, öğretileri, adetleri, gelenekleri ve görenekleri barındırmaktadır.

İnsanlık ailesi, sürekli olarak ufak tefek değişimlere uğramış olan bu seçeneklerle hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bununla sınırlı kalmayarak Allah, kendi dillerinde aynı kavim içinden ya da farklı kavimler içinden bir ve birden farklı insanla, Cebrail vasıtası ile bağlantı halinde kalmıştır.

İlk insandan günümüze kadar uzanan, uzun bir tarihî yolculuğuna baktığımızda görüyoruz ki; ilahî metinler, sürekli olarak yaşanmış gerçek hayatın içinde çıkan sorunlara karşı, çözüme yönelik verilmiş en sağlıklı cevaplardır. Zaten insanların ne istediğini ve hayattan beklentisinin ne olduğunu en doğru ve de isabetli şekilde bilen tek kudret sahibi olan biri vardır ki, oda hiç şüphesiz Allah'tır.

Aslında indirmiş olduğu son mesajında kendi inananlarına çok açık ve net olarak şu nasihati vermiştir:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; ve onlara karşı öyle bir mücadele yöntemi ortaya koy ki, o en güzeli, en etkilisi olsun! Çünkü senin Rabbin var ya: işte O kendi yolundan sapan kimseyi de, doğru yola yöneleni de en iyi bilendir.”[1]

Gördüğümüz gibi açık ve net olarak mesajında ne demek istediğini gayet olumlu ve tatlı bir dille, kendisine inananlara açıklamada bulunmuştur. Ancak şu da bir gerçektir ki; insan yönetmeyi seviyor. Yöneticiliği hep arzulamıştır. Yâni bunun üzerine veya ispatına dair kitaplar kaleme almamıza gerek olmadığını düşünüyorum.

Neden mi?

Çünkü tarihimiz bütün bu arzuya ulaşmak adına, darbelerle, soykırımlarla, savaşlarla, faili meçhul cinayetler ve suikastler ile doludur. Fakat Allah'ın bizden istediği ve öncelikli olarak beklediği şey, doğrusu bizim ilk önce ferdî olarak yönetmeye kendimizden başlamamızdır. Zira kişi kendini yönetiyor ve kendine hakim olabiliyorsa! işte o zaman kendisi, bir topluma, bir medeniyete, bir coğrafyaya içinde bulunduğu toplumla birlikte muhteşem bir model olabilir.

Aksi takdirde diğer yolların yol olmadığını ve ileri ki dönemlerde de bu tutumların, büyük bir düş kırıklığı ve yolsuzlukla noktalanır olduğunu, içimizde yaşı ileride olan büyüklerimiz gayet iyi bir şekilde tercüme etmişlerdir.

Dolayıyla bize, bizi yöneten değil, kendini yöneterek bize muhteşem bir model olabilecek insanlar lazımdır. Zaten bizim en çokta kanayan yaramız hep bu olmamış mıdır? Bence kesinlikle öyledir. Konumu son iki ayetle noktalamak istiyorum. Umarım bu ayetler bizlere farklı pencereler açar. Allah kendisine güvenen kesime şöyle seslenmektedir:

“Sizi toprak türünden yaratması, O'nun mucizevi işaretlerinden biridir; sonra siz bir süreç içinde beşer olarak gelişip kişilik kazandınız. İmdi sen, varlığını her tür sapmadan uzaklaşarak tümüyle doğru ve asıl dine, Allah'ın insanlığın özüne yaratılıştan nakşettiği fıtrata çevir; ta ki Allah'ın yarattığında olumsuz bir değişme olmasın: işte, değer odaklı gerçek Dinin amacı budur ve fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Batılın her türünden yüz çevirip yalnız O'na yönelin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; ibadet ve duanızın istikametini doğrultun; ve asla O'ndan başkasına ilahlık söylemlerinden bulunmayın! Bir de asla şunlardan olmayın ki, onlar dinlerini paramparça ettiler de birbirine karşıt taraftarlar haline geldiler; artık her hizip kendi elinde kalanla övünmekteler.”[2]

 

Mesut Özer

___________________________________

[1] Nahl: 16/125

[2] Rûm 30: 20, 30, 31, 32




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.