MERHAMET (3) PEYGAMBERİN MERHAMETİ

Orhan Arslan
15.11.2016

"Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya, 21/107)."

"Ey müminler! İçinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir (Tevbe 9/128).”

Hz Muhammed, rahmet ve şefkat peygamberi idi. İnsanları, hayvanları, bitkileri, tüm varlıkları ve evreni Yüce Allah’ın bir emaneti olarak görüyordu.

"Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin"

Peygamberimiz: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet etmeyene, Allah da merhamet etmez" buyurmaktadır.

DÜŞMANA YARDIM

Mekke’nin tahıl ihtiyacının bütününü karşılayan Hamame isimli bir kabile reisi Müslüman olur ve Mekke’ye tahıl satışını durdurur. Aniden açlık tehlikesiyle yüz yüze kalan Mekke’li putperestler önce Hamame’ye başvururlar. Fakat sonuç olumsuzdur. Son çare olarak Hz. Muhammed’e elçi gönderirler.

“Eğer senden de bir çare bulamazsak, hepimiz açlıktan kırılırız.” derler.

O, Mekkelilerin üç yıl boyunca bütün Müslümanlara bir buğday tanesi bile vermediklerini, göç etmek zorunda bırakıldıklarını, kendisini defalarca öldürmeye kastettiklerini dikkate almaz. Defalarca ordu düzüp Medine’ye yürüdüklerini unutur, Hamame’ye emreder, Mekke yeniden tahılına kavuşur.

TAİF AÇ KALINCA

Mekke’nin fethinden sonra Taif’i kuşatmıştır. Kuşatma uzayınca Taif’te açlıktan ölümler başlar. Düşman teslim olmak üzere olmasına rağmen, kuşatmayı kaldırır. Halkının açlıktan ölümü sayesinde bir şehri teslim almaya gönlü razı değildir.

ŞEFKATİN ZİRVESİ TAİF VE UHUD

Tâif dönüşünde kendisine atılan taşlardan kurtulmak için bir bağa girdi ve duaya başladı:

“Allah’ım! Bunlar hakikati göremiyorlar, ama ümit ediyorum ki bunların çocukları bir gün gerçeği görecekler, tevhide ereceklerdir. Senden onların hidayete ermelerini istiyorum.” 

Uhud, İslam’ın ikinci büyük meydan sınavıdır. Büyük, küçük bu acıların hepsinin birden yaşandığı en sıcak dakikalarda, sığındığı dağın yamacında ellerini kaldırır ve bütün bunlara neden olan Mekke’li putperestler hakkında dua eder:

“Allah’ım, benim halkımı bağışla. Çünkü onlar gerçeği göremiyorlar. Eğer görselerdi böyle yapmazlardı.”

MEKKE’NİN FETHİ

Ordu Mekke’yi çepeçevre kuşatarak konaklamıştır. Gecedir… Her askere bir ateş yakması emredilmiş ve karanlık Mekke on bin ışıkla kuşatılmıştır.

Bu sırada yanındaki komutanlardan birisi, Ebu Süfyan’a dönerek seslenir:

“Bugün ana baba günüdür. Bugün Uhud’un intikamını alma günüdür. Bugün Kureyş kabilesinin onurunu iki paralık etme günüdür. Bugün helak etme günüdür.”

“Bugün merhamet ve acıma günüdür. Bugün Kureyş’in onurunu yüceltme günüdür. Bugün Kâbe’ye ve Mekke’ye saygının zirveye çıkacağı gündür.”

Akşama kadar bütün Mekke Müslüman olmuştur.

VAHŞİ’YE MERHAMETİ

Mekke’nin fethedileceği anlaşıldığında, şehir dışına, uzaklara kaçan “ağır suçlular” vardır.

Biri, Hz. Muhammed’in amcasının katili Vahşi’dir. Efendimiz, haberci gönderir; dönmesini ve Müslüman olmasını ister. Vahşi ürkektir. Mektup yazar, çok günahkâr olduğunu, bağışlanmasının zor olduğunu söyler.

Rahmet Peygamberi, pek çok bağışlayıcı ayetten sonra,  Zümer 39/53’ü gönderir: “De ki ey kendilerinin aleyhinde günah sınırını aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok merhametli, çok bağışlayıcıdır.”

Vahşi: “İşte şimdi oldu.” der. Mekke’ye gelir ve Müslüman olur.

EBU CEHİL OĞLU İKRİME

Örnek kaçakların üçüncüsü, Ebu Cehil’in oğlu İkrime’dir. Hz. Muhammed onun hakkında da “Ondan çektiğimi babasından çekmedim.” diyecektir.

İkrime’yi eşi ikna edip Efendimize getirir. Hz. Muhammed yanında oturan arkadaşlarını uyarır:

“Sakın babası aleyhinde konuşup, kendisini rencide etmeyin.”

İkrime içeri girer. Hz. Muhammed kendisini kucaklayarak karşılar, yanına oturtur. Yaşadıkları karşısında şaşıran İkrime söz verir:

“Ey Allah’ın Elçisi! Sen şahid ol, bugüne kadar senin dinini engellemek yolunda harcadığım gayretin ve paranın en az iki katını ona hizmet etmek için harcayacağım.”

İkrime sözünde durur. Yıllar sonra, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Yermuk savaşında bir yudum su içemeden şehid olan üç mücahitten biri de İkrime’dir. Vücudunda yetmiş tane kılıç yarası sayarlar.

O İkrime, boynuna Kuran sayfalarını asar ve “Ben sizlerden yıllarca ayrı kaldım, hasret kaldım” diye kâğıtları ağlayarak okşar ve severdi.

Kızı Zeyneb’i, Medine’ye hicretinde yolunu kesip, devesinden düşürerek ölümüne sebep olan Habir’e,  İran’a kaçma hazırlıkları yaparken haber gönderir, can güvenliği garantisi verir. Huzuruna gelince de, bağlılık sözünü kabul eder ve bağışlar.

ÇOCUKLARA MERHAMETİ

Uhud’ta şehid düşen bir Müslümanın oğlu, aynı gün akşamüstü yaralı ve acılı Hz. Muhammed’e sorar:

“Babam nerede?”

“Baban şehid düştü.”

Şehid çocuğu ağlamaya başlar. Hz. Muhammed, başını okşar, kucağına alır ve çocuğa sorar:

“İster misin? Ben baban olayım, Ayşe’de annen olsun.”

Peygamberimiz savaşta bile çocuklara, kadınlara, sivillere, çevreye zarar verilmemesini istemiştir. Çocukları sakın öldürmeyin." buyurdu.

Cemaate imam olup namaz kıldırırken, torunları Hasan ile Hüseyin’in secdede omuzlarına çıkmasına, oynamalarına ses çıkartmazdı.

Bizim Peygamberimiz, kuşu ölen komşu çocuğuna başsağlığına gidecek kadar yufka yürekliydi.

DİĞER DİN MENSUPLARINA HOŞGÖRÜ

Bir gün Necran Hıristiyanları O'nu ziyarete geldiler. Tam ziyaret saatinde Müslümanlar ikindi namazına yöneldiler. Bu sırada Hıristiyanlar da mescidin doğu tarafına yönelerek kendi ibadetlerini yapmaya başladılar. Bunu gören bazı sahabeler Hıristiyanlara engel olmak istediler ama Peygamberimiz engin hoşgörüsüyle onların da kendi ibadetlerini yapmalarına izin verilmesini sağladı. 

Bize merhamet Peygamberine ümmet olma şerefi lütfeden Allah’ım! Seni sınırsızca övüyor ve çok seviyoruz.

Hayırlı bir Salı günü diliyorum.

Orhan Arslan




YAZARIN DİĞER YAZILARI
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.