Savaşlar semboller üzerinden yürütülüyor!

Hasan Mustafa Arslan
24.10.2017

Sevgili dostum Bilal Arıoğlu bu sözü hatırlattı. “Savaşlar semboller üzerinden yürütülüyor!”

Şu sıralarda devam eden bir sanat etkinliği bu konuda önemli bir farkındalığa dikkat çekmeyi zorunlu kıldı...

Don Brown’ın semboller ve şifreler üzerinden kurguladığı, dünyayı kırıp geçiren romanlar serisinin bu kadar takipçisinin olması boşuna değil. Binlerce yıl öncesinde talmut üzerinden geliştirilen semboller ve oluşturduğu gizem, Müslümanlara da cinciler ve muskacılar üzerinden çok uzak sayılmaz.

İşin özünde insanın bilmediği şeyden korkması yatıyor.

Semboller, gizli olanın hayat ile bağlantısıdır. Ölüm korkusu taşıyan her grup gizlenme ihtiyacı duyar. Semboller burada bir iletişim unsurudur. Tanınmayı ve mesajı taşımayı güvence altına alır. Askeri terminolojide buna özel harp teknikleri denir...

.........................

Batı ile (Yahudi ve Hıristiyan koalisyonu) Müslümanlar arasında yüzyıllardır hız kesmeyen bir savaşın inkâr edilmesi herhalde mümkün değildir. Son dönemlerde vesayetçiler üzerinden yürütülen acımasız savaşın tam da ortasında olduğumuz malum...

Bu savaş sadece cephede tank, top, tüfek ile yürütülmüyor. Asıl yıkıcı olanın kültür erozyonu olduğunu artık herkes biliyor.

70’li ve 80’li yıllarda yaşayanlar ülkemizde Nüfus Planlaması furyasını hatırlarlar. Bu projenin Türkiye küratörlüğünü de Koç üstlenmişti... Arada daha hangi nice küratörlüklerin Türkiye’nin zenginlerine yüklenildiği tek tek konumuz değil. Ancak şunu kesin biliyoruz ki eğer bu tarz toplum mühendisliği gerektiren konular içimizden birileri eliyle yürütülmezse asla etkili olmaz. Hatta tepki alır.

Toplum mühendisliği gerektirecek işler için; tek vazgeçilmezleri bayilikleri, işleri, servetleri, güçleri, ilişkileri olan zenginler kulübü üyeleri en mükemmel küratörlerdir. Bu tarz küratörlükler bir taraftan o zenginliklerin bir bedelidir de...

Varsın yapılacak iş içine sinmesin...

Ayak direnilirse hesabı ağır olur!..

Bizim için ulaşılmaz olan zenginlerimize Edirne’nin dışından bakıldığında, uluslararası sermaye için sıradan bir bayidirler. O kadar!..

Edirne’den içerdeki o zenginler de bunu bal gibi bilir. Vazgeçilmez olmadıklarını da bilirler...

O yüzden istemeseler de önlerine gelen toplumsal mühendislik küratörlüklerini geri çeviremezler.

Gerçi uluslararası sermayenin toplumu ajite edici uygulamalar için artık partner bulmada birilerini zorladığı da söylenemez. Çünkü zenginlik ve şımarıklıkla büyümüş üçüncü kuşaklar için millilik, manevilik gibi kavramlar demode kalıplardır. Yabancısı oldukları batının manevi değerleri daha egzotik ve gizemlidir. Ne de olsa kendilerine de ulaşmış olan zenginliğin kaynağı bu değerlerdir ve yüceltilmelidir!..

Koç Holding himayesinde, hanedandan apartılıp önce Ziya Taşkent’e ondan da Koçlara geçen eşsiz mekânda bir sergi gündemde...

Adını İncil’den alıyor. “Kapı çalana açılır!”[1] Çok da güzel bir motto... İncil’deki bağlamı Tanrı’dan istemek üzerine...

Uygulamanın içeriği ise zihinleri başka yerlere götürüyor. Kendisi de nü resimler yapan Abdulmecit’e[2] değil ancak bir geçmişi imgeleyen mekânda gerçekleşen sembollere dayalı uygulama adeta hançer gibi...

Düşünce özgürlüğü ihtiyaçtır ve olmazsa olmaz. Ama aynı zamanda çağdaş ve harika bir kılıftır da... Bu kılıfın küratörleri keşke malum sergiyi kendi inşa ettikleri özel ve modern bir merkezde sunsalardı...

Çok daha şık olmaz mıydı?

Ama o zaman, geçmişin nasıl ve nereye evrildiği mesajı eksik kalırdı!..

 

Hasan Mustafa Arslan

____________________

[1] Matta 7:8

[2] Bkz. TBMM Milli Saraylar – Osmanlı Hanedanı’ndan Bir Ressam Abdülmecid Efendi; Sh.76 / Nü Ahşap Üzeri Yağlı Boya 38x46 cm. Dolmabahçe Sarayı Env. No. 100/539




YAZARIN DİĞER YAZILARI
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.