ŞEYHÜLİSLÂM SAVAŞLARI 2016

Nizamettin  Baraçkılıç
10.8.2016

Günümüzde sadece Siyasiler değil, Tarikatçılar da iktidar kavgası için yoğun bir mücadele içindeler. Bu sadece günümüzde oluşan bir durum değildir.

Misal: Osmanlı da Şeyhülislam’lar, Padişahlardan daha önemli mevkidedir.

Ağızlarından çıkan her söz din telakki edildiği için şu islamdandır, şu islamdan değildir, şu dindardır, şu dinden değildir” dediler mi, iş bitmiştir. 

Bu konuda örnek isteyenler Kanunî Sultan Süleyman’ın Şeyhülislamı Ebussuud‘un keyfi fetvalarına bakabilirler.[1] Kendi rakiplerini veya itikadi muhaliflerini de tarih içerisinde Padişah eli ile yok etmişlerdir.

Bugün de Hükümet yanlısı Tarikat olma bir nevi “Şeyhülislamlık” yarışı da günden güne hızlanmıştır. 

Bir Tarikat hocasının Hükümet'in her kanadı ile fotoğraf çektirmesi Genel Kurmay başkanı ile el sıkışmasını sıradan bir tesadüfe bağlasalar da geçmişte Cumhurbaşkanı dahil[2] Hükümet erkânlarından bir çoğu[3] ile münasebet kurması gözle görülür bir biçimde artmıştır. 

Kur’an merkezli çalışan hocalara Vehhabi, İrancı, damgası vuran tarikatçılar[4],şimdilerde önlerine çıkan herkesi paralel hoca sevici ilan edip, eski çalışanlarının[5]Başbakan danışmanı olmasını delil göstererek “İrancılar devlette yapılanıyor” diye lanse etmeyi başladırlar. Üstelik bu kişiler reddetmelerine rağmen [6] bu konuda beyanat vermeleri de onların bu gayretlerine ek olarak gösterilebilir.

Geçmişte Kemalizm yanlısı iktidarlar Atatürkçü düşünce dernekleri vb. kurumlara sırtlarını dayayarak işlerini hallederlerdi.Kadrolaştıkları kurumları kendi ideolojililerine göre şekillendirmeye çalıştılar. Dindar olmayanları sistemden dışlama, başörtülü kişilere burs vermeme, okumalarına engel çıkartma vb. nedenlerle toplum üzerinde istedikleri baskıyı oluşturmuşlardır.

İslam yanlısı olduğu düşünülen hükümetler istedikleri gücü elde etmek için sırtlarını tarikatlara dayayarak işlerini halletmeye çalışmışlardır. Adnan Menderes zamanında Nurculuk, Turgut Özal zamanında İskenderpaşa cemaati, Necmettin Erbakan zamanında Tarikatlar (İsmailağa, Menzil vb.) Günümüz hükümeti ise alternatif ve modern bir cemaat olarak gördükleri FETÖ/PDY- Nur cemaati karışımına sırtlarını dayamışlardır.

Bu ve benzeri girişimlerde evrensel kanunların değil, insanların ürettiği sistemlerin savunucusu olursunuz.

Misal: FETÖ/PDY yapılanması askeriye dâhil bütün sistemlere kendi adamlarını yerleştirmek için psikolojik baskı, fiziksel şiddet vb. bütün yolları mübah görerek siyaset, iş hayatı, derneklere varıncaya kadar hileli yönlendirme yapmış, her alandaki diğer rakiplerini saf dışı bırakmışlardır. 

Bundan sonra ne yapılmalıdır.

1-    Devlet 100 yıllık hatalarından ders çıkarmalıdır.

2-    Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt verir. Allah işitir ve görür. (Nisa,4/58) ayetini her kurumunda uygulamalıdır.

3-    Gözü kapalı bağlılık yerine Maruf’a (Kur’an’a ve akla uygun olan şey) uyulduğu sürece  emir sahiplerine uyulmalıdır. (Bkz:Mümtahine 60/12) 

4-    Aksi durumlarda terazi ve adalet için Kur’an’ın koyduğu evrensel kuralların baz alınması emrine  “Müminler! Allah'a itaat edin, bu Elçiye itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Elçisine götürün. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi hayırlı olur ve çok güzel sonuç verir . (Nisa4/59)  emirne göre denetimsiz kurum ve kişi olmamalıdır. 

5-    Evrensel adaleti sağlamak İçin Sünni, Şia, tarikat ve cemaat telkinlerini değil Kur'an'i ölçüleri temel alarak hareket etmelidir.

Solcuların, Kemalizm'in, Tarikatların, Cemaatlerin şimdiye kadar verdikleri zarardan fazla başımıza ne gelebilir ki, diye düşünüyorsanız Süleymaniye Müftülüğünün önündeki cellât taşını görmenizi isterim. 

"Namaz kılmayan öldürülür[7]" zihniyetinin hâkim olacağı bir sistem başa gelirse her sokağa bunlardan bir tane dikilmesi gerekecek.

Selam ve Dua ile..

Nizamettin Baraçkılıç

[1]Ebussuud'un Maruzat'ında özet olarak şöyle bir soru gördüm: Bir öğrenci onun yanında Nebî'nin bir sözünden bahsedip "Nebî'nin bütün sözleri amel edilmesi gereken doğru söz müdür?" diye sorunca şöyle cevap verir:

"Bu soru tarzı, onunla amel edilmeyeceğini gösterir şekilde olduğu için söyleyen kafir olur. İkinci olarak Nebî sallallahu aleyhi ve selemi hafife almış olur. İlk sözünden dolayı kafir olur, imanını tazelemesi emredilir. İkinci ifade onu zındık yapar. Yakalandıktan sonra tevbesi ittifakla kabul edilmez, öldürülür. Yakalanmadan önce tevbe ederse Ebu Hanife'ye göre tevbesi kabul edilir ve öldürülmez. Diğer imamlara göre ceza olarak öldürülür. Bu sebeple 944 h. senesinde Osmanlı kadılarına hitaben çıkarılan bir Padişah Fermanında  her iki görüşün de dikkate alınması, tevbe edip kendini düzeltmesi halinde o kişinin öldürülmemesi, İmam/ı Azam'ın görüşüyle amel edip tazir ve hapis cezasıyla yetinmesi, eğer kendinden bir hayır beklenmeyen kişilerden ise diğer imamların görüşleriyle amel edilerek öldürülmesi emredilmiştir. Sonra 955 senesinde ikinci görüş kabul edildi.  O sözü söyleyen kişiye bakılır, hangi taraftan ise (hangi mezhepten ise) ona göre hüküm verilir.

İbn Abidin 4. cilt s. 235-236, İstanbul 1984.

[2] http://www.birgun.net/haber-detay/cubbeli-ahmet-hoca-cumhurbaskani-erdogan-ile-gorustu-103851.html

[3] http://www.diken.com.tr/cubbeli-ahmet-basbakan-davutoglunu-kabul-etti/

[4] https://www.youtube.com/watch?v=9lBl0Fsuh5Q

[5] http://www.ihvanlar.net/2016/07/24/ihvanlar-net-yine-hakli-cikiyor-hilal-tv-muduru-basbakan-danismani-oldu/ 

[6] https://ebubekirsifil.com/s/adnan-inanc/adnan-inanc-hakkinda/

[7] http://www.incemeseleler.com/ince-risaleler/1538-5-risale-islam-ve-namaz.html




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.